BAHÂÎLİK
BAHÂÎLİĞİN KURUCUSU MİRZA HÜSEYİN ALİ (BAHÂULLAH)
Bahâîliğin kurucusu Mirza Hüseyin Ali el-Mazendarani en-Nuri 12 kasım 1817’de Tahran’da sarayda mali işlerden sorumlu üst düzet bir yetkilinin çocuğu olarak dünyaya geldi.[1] Bahâîlerce ümmi olduğunu ispat etmek için herhangi bir mektebe gitmediği ispat edilmeye çalışılır. 1844 yılında hiç görmediği Bab Mirza’nın görüşlerini benimser. 1844’te Bab’ın çağrısını kabul etti. (28 yaşında) daha sonra baba memleketi olan Nazenderan bölgesindeki Takara’ya gitti ve büyük bir coşku ile karşılandı. Ona gelenler iman ederek ayrıldılar.[2]
Baba iman ettikten dokuz yıl sonra kardeşi Mirza Yahaya en-Nuri ve ailesi ile birlikte Bağdat’a sürgün edildi. Burada kardeşi ile Bab Mirza’nın vekilliği konusunda anlaşmazlığa düşünce Süleymaniye dağlarında münzevi bir hayat yaşadı. Bu taraftarları üzerinde büyük bir tesir uyandırdı.[3] Bâbîler Bahâî’nin Süleymaniye’ye dağına hicret ettiği kanaatindedirler.[4] Burada bulunduğu sırada Halidi bir şeyh ona İbn Arabi’nin Futuhat’ını şerh etmesini istemiş oda şeyhe bunu şerhe etmiştir.[5]
Bâbîlerin bir kısmı onun liderliğini kabul etmemişlerdir. Çünkü “el-Müsteğas”tan önce başka zuhur olmayacağını belirmişlerdir. Bu kelime ebced hesabına göre 2000’i göstermektedir. Dolayısı ile bu yıla kadar başka bir peygamber gelmeyeceği iddiasındadırlar. Tabi olunması gereken biri var ise bunun Mirza Yahya olmalıdır çünkü Bab kendisine halef olarak onu bırakmıştır[6]
Badeşt toplantısı Bahâ’nın hayatı için dönüm noktalarından biridir. Burada çıkan bir anlaşmazlık üzerine olaya açıklık getiren Bahâ emrin bağımsızlığı ve yeni bir düzen kurulduğunu bunda ittifak edilmedi gerekliliğini kabul ediyor. Şöyle diyor; “Sur öttü, surun sesi yükseldi, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin müjdelediği Tamma-i Kübra açıklandı ve göründü, eski şerîatlerin ahkamları terk edilerek yeni şerîatin bağımsızlığı ve özgürlüğü ilan edildi.[7]
Bahâ kendisinin ilahi vasıflara sahip olduğunu yaptığından sorumlu olmayan bir ilah olduğunu iddia etmiştir. Bahâullah kendisi zakir mezkur, mütekellim-i Tûr olduğunu iddia etmiştir. Yani bir çeşit hululden bahseder. Bahâullah kendinden sonra peygamberlik ve Tanrılık kapısını 2000 küsur yıl kadar kapatmıştır. Bunu da ebced ve cifirle el-Müsteğas kelimesi ile bağladı. Bahâîlik ilmi haram sayıyor, sadaka vermeyi yasaklamaktadır.[8]
Bahâiler, Bahâullah’a emrin nerede ve nasıl indiği konusunda kesin bir şey söylemenin mümkün olmadığını söylerler. Ancak 1269 Muharremde vuku bulduğu böylece Bab’ın 9 yıllık vadinin vuku bulduğu söylenebilir olduğu kanaatindedirler.[9]
Bahaullah Süleymaniye dağlarından 1856 Bağdat’a geri döndü. 1863’te de İstanbul’a sürüldü.[10] İranlıların lobi faaliyetleri üzerine Abdülaziz onu İstanbul’dan uzaklaştırma kararı aldı. Bundan sonra Abdülaziz ve vezirlerine hitaben Levih nazil oldu.[11] Dört ay sonra İstanbul’dan Edirne’ye sürüldü.[12] Bu sırada kardeşi Mirza Hüseyin hareketin başına geçme amacı güdüyordu. [13]
Tanrı insanlara sesini bütün insanlığın duyması için yükselteceğini vaad etmiş, o vaadedilen de Bahâullahtır. O bu vaadi yerine getirmek için geldiğini söylüyor. “gerçek söylüyoum bugün insanların vaadedilmiş kişinin yüzünü ve sesini duyacağı gündür. Tanrının sesi yükselmiştir. Ve onun simasının ruhu insanların üzerine yönelmiştir. Herkesin kendi kalbindeki her boş sözün izlerini silmesi açık ve tarafsız bir zihinle onun zuhurunun izlerine, görevivi kanıtlarına ve celalinin belirtilerine bakması gerekir.”[14]
Edirnede Sure-i Emr, Nokta Levhi, Ahmet Levhi, Ashab Suresi, Levh-i Seyyah, Dem Suresi, Hac suresi, Rivzan levhi, Sure-i Reis vs. gibi pek çok sura nazil oldu.[15] Bir süre sonra Edirne’den de Çanakkale oradan da deniz yolu ile Akka kalesine sürgün edildi. Akdes Kitabı Akka’da bir evde nazil oldu.[16]
8 Mayısta hastalandı 29 Mayıs 1892 75 yaşında güneş battıktan sonra 8 saat sonra öldü. Bu acı haber Abdulhamid’e iletildiğinde Bahâ’nın güneşi ufuk etti diye karşılık verdi.[17] Kendisinden sonra oğlu Abdulbahâ Abbas tayin kıldı.[18]
ABD’de Bahâîliğe girenler için hazırlana bir yazıda şöyle denir: “En büyük kol olan Allah’ın adıyla. Halikim olan yüce Allah’ın birlik ve eşsizliğini acizane ikrar eder ve onun insan suretinde zuhur ettiğine inanırım” [19] Bahâîlere göre Bahâullah Rabbu’l-Erbab’tır.[20]
Burada Alimlerin şikayeti ve İran hükümetinin isteği üzerine İstanbul’a sürgün edildi. Bu sürgünden önce Bahâîlerin daha sonra bağ-ı Rıdvan adını verecekleri Bağdat yakınlarındaki kendisinin Babın önceden haber verdiği Allah’ın ortaya çıkacağı zat (men yüzhirullah) olduğunu ilan ederek Bâbîleri kendisine uymaya davet etti. İstanbul’a getirilen Mirza Ali burada 4 ay kaldıktan sonra Edirne’ye sürüldü. Burada Sulatan Abdülaziz de dahil olma üzere devrin büyük kralları ve padişahlarına birer mektup göndererek kendisinin belenen zuhur olduğunu ve kendisine uymaları konusunda mektuplar gönderdi. Daha sonra buradan Kimse ile görüşmemek üzere Akka sürüldü.[21]
Bahâya çok büyük önem veririler bu konuda; “Gelecek çok daha gelişecek belki yüz kat daha gelişmiş olacaktır. Ancak bu çağ eşsiz kalacaktır. Çünkü bu çağ güneşin doğuşuna tanık oldu. Onun parlayışının başlangıç günüdür. Gelecek çağlar ve nesiller onun ışığının saçılışını ve zuhurunun eserini göreceklerdir.”[22]
Muhsin Abdulhamid İran’da Bâbîlik hareketini içten ve dıştan destekleyenler Müslüman birliğini bozmak isteyenler olduğu kanaatindedir.[23] Bâbîlik ve Bahâîlik hareketi Ruslar ve İngilizler desteklendiği, Bahânın idam edilememesi için devreye girdikleri belirtilir.[24]
Hatta bir kişinin evinde en fazla 19 kitabın bulunması gerektiğini, Bahâullah Mirza Hüseyin yüzünü kimseye göstermediği yüzüne peçe taktığı, Bahâullah yüzünün “Tanrının yüzünde tecelli ettiğini ve bunun ancak kalp gözü ile görülebileceğini” söylediği vurgulanıyor.[25]
Mirza Hüseyin’in kitaplarında yazılanlar pek yabancı değildir. Bunlar tanıdık yazılardır. Kuran ve hadisleri değiştirerek kaleme almıştır. Bunların kötü birer kopyasıdır.[26]
Bahâullah taraftarları Dünya hayatı Muhammed’e ahiret hayatı Bahâullah’a imandır derler.[27] Muhammed devrinde Kur’an-ı Kerim geldi bu devirde el-Beyan vardır.[28]
BAHÂULLAH SONRASI BAHÂİLİK
Abdulbahâ’nın ölümünden önce bazı gruplara ayrıldılar: a- Bahâîler, b- Ezeliler, c- Gerçek Abdulbahâ’nın ölümünden sonra ise iki gruba daha ayrıldılar.[29]
Bahâullah’ın oğlu ve kendisinden sonra hareketin başına geçen Abbas Efendi (Abdulbahâ) 1844’te doğdu, 1863’te Akka’ya sürüldü. İslam’dan ayrılarak Hz. İsa’nın insanlığın kurtarıcısı kendisini de onun zuhuru olarak gösterdi. Akka’dan sonra Mısır, İsviçre, Londra ve Paris’te bir müddet kaldı. 1921’de öldü ve büyük torunu Şevki Efendiyi “İlahi emrin varisi” olarak Bahâîlerin başına getirdi.
Şevki Efendi: 1897’de Akka’da doğdu. 1957’de öldü. Oxford’da eğitim gördü. Ölmeden önce ‘başkoruyucu’ adını verdiği 27 kişilik “emin elleri” denileni kişileri yerine bıraktı. Bahâilerin merkezi Hayfa’dır.[30]
Bahâilein işkence iddiaları
Bir hac dönüşü soruşturma geçiriyorlar ve ilk olarak Molla Ali yakalanıyor. Zincire vuruluyor ve Şiraz’da sürülüyor. Nizamüddevle Kuddüs ve Cenab-ı Saduk’u yakalıyor. Sakallarını kestiriyor. Ağızlarına gem bağlayarak sokak sokak gezdiriyor. Sonra sürgüne gönderiyor.[31]
Mirza Ali Muhammed Müçtehidlerin fetvası üzerine 1850’de kurşuna dizilerek öldürüldü.[32]
Bab’ın ölümü:
Vezir Hazı Mirza Agasi Bab’ı Müçtehitlerin fetvası üzerine[33] öldürme kararı aldı. Cenab-ı Hanis ve Bab bir iple duvara bağlandı. 750 kişilik bir askeri birlik silahlarını onlara doğru çevirdi. 750 silahtan çıkan barut ver mermi dumanı dağılınca Cenab-ı Hanis yara almadan ayakta idi, Bab ise hücrede Seyyid Hüseyin ile konuşuyordu. Tekrar ipler gerildiler. İkinci defa atılan kuşun Cenab-ı Enisin ve Bab’ın vücudunu sağlam yer kalmamak üzere delik deşik etti. Ancak 750 Kurşuna rağmen Bab’ın yüzüne hiç bir şey olmamıştır. 9 Temmuz 1850’de Hakkın önünde can verdiler. [34] Bab on bin kişinin önünde bir müfreze alının kurşunudan bir şey olmadı. Yeni müfrezeler getirildi onlar kurşuna dizdi.[35]
Bab’ın ölümünden sonra Sadık Tebrizi, Fettullah Kami, Hacı Kasım Tebrizi adında üç Bâbî intikam sevdasına düştü. Şahı köşkünden çıkarken vurdular. Tebriz öldürüldü ve cesedi katırlarla sokak sokak dolaştırıldı ve parçalandı. [36]
[1] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 41
[2] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 44
[3] Ethem Ruhi Fığlalı, “Bahâîlik”, s. 466
[4] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 53
[5] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 60-61
[6] Süleyman Özkaya, a.g.e., s. 17
[7] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 30
[8] Muhsin Abdulhamid, “İslama Yöneltielen Yıkıcı Hareketler”, terc. M. SAim Yeprem, İstanbul, 1970, s. 154
[9] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 52
[10] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 60-61
[11] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 62
[12] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 63
[13] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 63
[14] Gloria Faizi, Bahâî Didi Hakkında Açıklamalar, trc. Suna Bozkır, 1994 İstanbul, s. 35
[15] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 65
[16] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 65-66
[17] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 71
[18] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 72
[19] Ethem Ruhi Fığlalı, Bâbîlik veBahâîlik, s. 60
[20] Ethem Ruhi Fığlalı, Bâbîlik veBahâîlik, s. 61
[21] Ethem Ruhi Fığlalı, “Bahâîlik”, s. 466
[22] Hz. AdulBahâ’nın yazılarından Seçmler, 1997 istanbul s. 55
[23] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 153
[24] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 242
[25] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 159
[26] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 179
[27] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 184
[28] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 189
[29] Muhsin Abdulhamid, a.g.e., s. 209
[30] Ethem Ruhi Fığlalı, Bâbîlik veBahâîlik, s. 85
[31] Neyir Özşüca, a.g.e.s. 19
[32] Ethem Ruhi Fığlalı, “Bahâîlik”, s. 465
[33] Ethem Ruhi Fığlalı, “Bahâîlik”, s. 465
[34] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 39
[35] Çevr. Mecdi İnan, a.g.e., s. 25
[36] Neyir Özşüca, a.g.e., s. 50
-
Yeni
- ALLAH’IN CAMİLERDEKİ KÜÇÜK MİSAFİRLERİ VE DİN GÖREVLİLERİ…
- Cahiliye dönemi din anlayışı
- MEKTUNUZ VAR!!! (MIYDI?)
- BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ? YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.
- ÇANAKKALE’DE UYANMAK….
- HAYAT’IN NİRENGİ NOKTLARI(ında DİN)
- MESEL-Ü A’LÂ (Kelam İlmi üzerine bir değerlendirme)’
- Çocuk Eğitiminde Tedricilik…
- AHLAKİ YOZLAŞMA II.
- AHLAKİ YOZLAŞMA I.
- Hz. Hüseyin; Bir Başkaldırı mı, Hilafet Arzusu mu?
- KÛTU’L-KULÛB (EBU TALİB el-MEKKÎ)
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ekim 2009 (1)
- Mayıs 2009 (1)
- Nisan 2009 (4)
- Mayıs 2008 (5)
- Temmuz 2007 (5)
- Haziran 2007 (27)
- Mayıs 2007 (2)
- Mart 2007 (2)
- Şubat 2007 (4)
-
Kategoriler
- Bahailik
- Bir dünya dini oluşturma projesi
- Bir demet güzellik (Secki yazılar-siirler)
- BİYOGRAFİLER
- Cüneyd Bağdadî
- Düşünceler Düşünce…
- Ebu Talib el-Mekki
- Ehli Sünnet ve Kulların fiileri (ef’âl-i ibâd
- Gönül bahcesinden
- Hariciler
- Harputî
- Hızır Bey
- Kûtu’l-Kulûb
- KELAM KONULARI
- Kelam Problemi olarak “Kadın”
- Literatür-önemli isimleri-eserleri
- Maturidî Literatürü
- Mihrab Dergisi
- Mu’tezile Literatürü
- Mu'tezile
- MZHEPLER TARİHİ
- Selefî Literatürü
- Tahavî
- Uncategorized
- Yahudi Mezhepleri
- Yeni ilmi kelam tanımlası
- Yeni İlm-i Kelam Literatürü
- İbn Tufeyl
- İsiyim
- İslâm Düşüncesinde Yenilik Arayışları
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
