BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ? YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.

BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ?
YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.
Son dönemin meşhur tartışması: “Başörtülü bayanlar cip’e binebilirler mi?”. Bu konuda ilk söz söyleyen Sosyolog Ümit Meriç olmuştur. Son dönemde dillere pelesenk olan bir cümle olmakla beraber aynı nesne üzerine söyleyen özneler farklı olunca ortaya muhtelif anlamlar çıkıyor. Bu cümleyi okurken söylenin nerde durduğu, cümledeki maksudu da ortaya koyuyor.
Hadis kitapları hep niyet hadisi ile başlar. Aslında her şeyde aynı durum söz konusu olduğu aşikar. Düşünün ki; Aynı dudak evladını öperken şefkat, Annesini öperken hürmet, eşini öperken şehvet olabilmektedir. Ümit Meriç konu ile ilgili ilk kez bunu ifade ettiğinde hepimiz ne kadar da haklı dedik. Halen Ümit Hanım’ın yerden göğe kadar haklı olduğu kanaatindeyim. Ümit hanımın maksudu neydi o zaman… Ümit hanım demek istiyordu ki; bunca aç sefil Müslüman varken, ülkemizde ve dünyamızda insanlar üç kuruşa muhtaç iken, bırakın 100-1000 $’ı günde çeyrek dolar bulamadığı için açlıktan ölen insanlar varken vicdan sahibi bir Müslüman sırf hava olsun, egosunun tatmin etsin diye pahalı ciplere binemez, binmemeli… Bu düşüncenin altına imza atmamak mümkün değil.
Son dönemde Anadolu sermayesinin de artık ekonomide söz sahibi olmasından sonra -daha doğru ifade ile şartlar eşitlenince- muhafazakar iş adamları da devletten, belediyelerden iş alır oldular. Artık kaymak tabaka haricinde de para kazanan bir zümre doğdu. Bu zümre para kazandılar ama peki bunun gerekliliklerini yerine getirdiler mi? Yani daha açık ifade ile “Sonradan görme” durumuna düşmekten kurtulabildiler mi? Eğer bir kişi cipe biniyor ama evinde Çin malı bir ayet levha asılı ise bunun tam adı sonradan görmedir. Gelen Paranın yanında estetik, zerafet, davranış, evindeki mobilyadan tutun da bindiği araca kadar bir tutum geliştiremiyorsa, duvarında İslâm sanatları adına bir ebru, hat bulunuyorsa bu kişi sadece cebini doldurmuş demektir. İşte bu tip zümreden de dışa açılışın en önemli göstergesi olarak ciplere binenlerin türediği muhakkak. İşte bir sosyolog olarak Ümit Meriç buna işaret ediyor ve Müslüman elitlerin para kazanırken vicdanlarını harcadıklarını ve kendi elitlerini oluştururken etraflarına kalın duvarlar ördüğünü ifade ediyordu. Buradaki cip sadece meramı anlatmakta bir araçtır. Cipin yerine paranın getirip vicdanı söndüren her şeyi koyabilirsiniz. Yoksa taksiye binip de boğazdan yalı alanlar bunu haricinde değil. Bununla ilgili başlı başına bir makale yazılabilir.
İkinci olarak son seçimlerden önce Mehmet Bekaroğlu’nun ifade ettiği başörtülülerin cipe binmemesi gerektiği, kendi çocuklarına da bindirmeyeceği-bindirmediğini yönündeki ifadelerine gelince; buradan Bekaroğlu’nun amacının siyaset olduğunu belirtmeye gerek bile yok sanırım. Bekâroğlu demek istiyor ki; Kardeşim bu AK parti zihniyeti ülkede yeni bir nesil türetti, bunlar burjuva olma yolunda gidiyor, bunlar yolsuzluk, dalavereyle para sahibi oldular sonra da gösteriş olsun diye cip alıp biniyor. Aslında tüm bunlar. Bak bunlara oy verirseniz bunlar halka değil kendi ceplerine çalışıyor. Vatanı da bir bir satıyorlar. Bir nevi aslında kedi ciğer olayı da desek yeridir. Zamanında fırsatı iyi kullanamamış olmanın verdiği bir ızdrab. Bir manda başörtülü cip kullananları Ak partili olarak itham ederken diğer taraftan bunun haksız elde dilmiş mal olduğu ima ediyor. Diğer taraftan türübüne oynayarak olayı speküle ediyor. Zira bu olayı doğan medyanın dillere pelesenk etmesinden ne anlamda söylendiği az çok belli oluyor. Elbette Saadette başta başkan olmak üzere çok değerli insanlar vicdani körelmeden rahatsız oldukları bir gerçek. Bu konuda ne kadar çok emek harcadıkları yadsınamaz. Bunu eğer başka biri söylemiş olsa idi bu anlamların çıkmayacağını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak Bekaroğlu’nun bu çıkışları İstanbul’u zaten alamayacak olduğunun bile bile olayı speküle etmesiydi. Dolayısı ile önce kendi kapını önünden başlamak gerek. Zira partinin bazı ileri gelenlerinin çocuklarının lüks arabalarla yaptığı kazalar hala hafızalarda. Buradaki söylemin de secim propagandasına kurban gittiğini söyleyebiliriz.
Son olarak bazı medya kuruluşlarında aynı cümle tartışılır oldu. Tabi burada kimse vicdan, yardım, duyarlılık vs. gibi endişelerle bu tartışmaların yapıldığını zannetmesin. Bu kimsenin zerre kadar umurunda bile değil. Onların da güya başörtülüler böyle yapmayın, ona bineceğinize insanlara yardım edin, bu din hassasiyetinizle daha uygun derken gerçek maksud tek cümle ile “Kardeşim siz cipe layık değilsiniz, durun durduğunuz yerde, o bizim aracımız, dağdan geldiniz cipe biniyorsunuz, araba binecekseniz Anadol, reno 12, şahin, kartal neyinize yetmiyor” olarak karşımıza çıkıyor. Tüm imtiyazlarını kaybeden kaymak tabaka artık bir zamanlar iğreti ile baktıkları insanların kendileri ile aynı mekanları aynı imkanları paylaşmasından hazzedemiyor. Bunun en bariz dışavurumu Fazıl Say’ın söyledikleridir. Beş yıldızlı otellerde, uçaklarda first klass koltuklarda, önemli etkinliklerde, en önemlisi de devlet ricalinde uluslar arası organizeler ve görüşmelerde ve jeep’ini kullanırken yanına yanaşan cipte gördüğü başörtülüye hazmedemiyorlar. Bunu dışa vurumu da sanki öğüt verir, iyilik eder gibi “kardeş siz binmeyin, din bunu emrediyor, siz kazandığınızı hayır kurumlarında harcayın” şeklinde dillere dökülüyor.
Bence şehirde kimse jeep’e binmemeli. Şehirde jeep bir kovalaklıktan öte hiçbir anlam ifade etmiyor. Jeep asıl itibari ile bir arazi arabasıdır. Londra belediye başkanı jeep binenlerden iki kat fazla vergi alınması gerektiğini söylüyordu, tamamen katılıyorum. Ancak burada kastettiğim küçük taksi ayarındakiler değil büyük, arazi tip jeeplerdir. Adam çift kabin toyota, ısızu vs. ile İstanbul’un göbeğinde dolaşıyor. Daha ötesi yok maalesef.
Müslümanlar da dinî hassasiyetleriyle sadece araç için değil her türlü harcamada hassasiyetlerini muhafaza etmelidirler. Para ile beraber estetik zevklerinde gelişmesi önemlidir. Ancak bunun ne siyasete malzeme yapılması doğrudur nede hariçten gazel okunması. Kendisi jeepe binip de siz binmeyin demek çekememezlikten başka bir şey değildir. Bunu biz tartışmalıyız… bu mahalle.. Ümit Meriç’in dediklerini de dikkate alarak…
Selametle..
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
-
Yeni
- ALLAH’IN CAMİLERDEKİ KÜÇÜK MİSAFİRLERİ VE DİN GÖREVLİLERİ…
- Cahiliye dönemi din anlayışı
- MEKTUNUZ VAR!!! (MIYDI?)
- BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ? YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.
- ÇANAKKALE’DE UYANMAK….
- HAYAT’IN NİRENGİ NOKTLARI(ında DİN)
- MESEL-Ü A’LÂ (Kelam İlmi üzerine bir değerlendirme)’
- Çocuk Eğitiminde Tedricilik…
- AHLAKİ YOZLAŞMA II.
- AHLAKİ YOZLAŞMA I.
- Hz. Hüseyin; Bir Başkaldırı mı, Hilafet Arzusu mu?
- KÛTU’L-KULÛB (EBU TALİB el-MEKKÎ)
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ekim 2009 (1)
- Mayıs 2009 (1)
- Nisan 2009 (4)
- Mayıs 2008 (5)
- Temmuz 2007 (5)
- Haziran 2007 (27)
- Mayıs 2007 (2)
- Mart 2007 (2)
- Şubat 2007 (4)
-
Kategoriler
- Bahailik
- Bir dünya dini oluşturma projesi
- Bir demet güzellik (Secki yazılar-siirler)
- BİYOGRAFİLER
- Cüneyd Bağdadî
- Düşünceler Düşünce…
- Ebu Talib el-Mekki
- Ehli Sünnet ve Kulların fiileri (ef’âl-i ibâd
- Gönül bahcesinden
- Hariciler
- Harputî
- Hızır Bey
- Kûtu’l-Kulûb
- KELAM KONULARI
- Kelam Problemi olarak “Kadın”
- Literatür-önemli isimleri-eserleri
- Maturidî Literatürü
- Mihrab Dergisi
- Mu’tezile Literatürü
- Mu'tezile
- MZHEPLER TARİHİ
- Selefî Literatürü
- Tahavî
- Uncategorized
- Yahudi Mezhepleri
- Yeni ilmi kelam tanımlası
- Yeni İlm-i Kelam Literatürü
- İbn Tufeyl
- İsiyim
- İslâm Düşüncesinde Yenilik Arayışları
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
