ÇANAKKALE’DE UYANMAK….

showletter25bw

ÇANAKKALE’DE UYANMAK

Geçen gün (18 Mart 2009) rahat yatağıma girip yorganımı başıma çekmiş uykuya tam dalmıştım aniden büyük bir gürültü ile uyandım. Daha ne olduğunu anlayamamıştım ki biri sırtımdan öyle bir vurdu ve yere yapışıp kaldım. “Ne yapıyorsun sen? Şaşkın şaşkın ne bakıyorsun canına mı susadın kafanı eysene” diye birinin bağırdığını işittim. Her taraftan top ve tüfek sesleri geliyordu. Ben şaşkın şaşkın etrafıma bakınırken Yahya çavuş dedikleri biri “Evladım sen acemisin galiba, gel yanıma yakın dur, Dikkatli ol, ben ne dersem onu yap” diyerek benim şaşkınlığımı gidermeye çalıştı. Ne oluyordu? Neredeydim… Biri bağırıyordu “Çavuşum düşman Aytepe’ye doğru harekete geçmiş kumandan savunma hattı oluşturmamızı istiyor” Yüzlerce asker taarruza geçmiş, denizden tüm ihtişamı ile Elizabeth Quin adeta ateş kusarak birliklerine yardım ederken beş on asker hiç tereddüt etmeden savunma için yerlerini alıyordu. Burada insan canının bir kurşun kadar değeri vardı. Artık ölüm korkusu diye bir şeyden söz edilmez olmuştu. Herkes biliyordu ki buradan sağ dönmek imkanı yok denecek kadar azdı. Ha bu gün ha yarın kaçınılmaz gerçek. Herkes birkaç gün daha hayatta kalabilmenin endişesi içinde idi. Bu ölüm korkusundan değil vatanı biraz daha fazla savunma iştiyakından geliyordu.

Burası Çanakkale. Nice kefensiz vatan evladının yattığı yer. Neslin özgürce yaşayabilmesi için bir neslin kendini kurban ettiği yer. Metrekareye altı bin merminin düştüğü yer. Çelik zırhlılara yüreklerdeki imanla karşı konulan yer. Burası yüreklerde buram buram ana-baba sevgili hasreti yanan nice yiğidin hasretleri ile kıvrılıp kaldığı yer. Burası bir milletin kaderini yeniden yazdığı yer. Burada yorulmak nedir? Uyumak nedir? Bir tas çorba nedir bilmeden aylarca zamanın geçmek zorunda olduğu yer. Burada toprağın döşek, taşın yastık ince bir kaputun karda kışta yorgan yapıldığı yer. Burası her köşesinde bir destanın yazıldığı her köşesinde bir hüznün yaşandığı yer. Burası 276 kiloluk demir yığınının bismillah denip kaldırıldığı yer. Burası “Yetiş ya Muhammed Kuran elden gidiyor” diyerek yalın kılıç düşmana taarruz eden binbaşı Halit’in yattığı yer. Burası sevdiğine yazdığı mektubu yollayamadan can veren Hasan Şakir’in vatanı beklediği yer. Burası dedemin gidip de bir daha dönmediği her birimizin ecdadından birinin yerimize canını feda ettiği, her birimizin canından bir can olan yer.

Vatan kurban istemişti, Anneler de evlatlarına kınalar yakarak uğurladı. Gül yüzlü gonca misali sevgililer sevdiğini “senden de bu beklenir, daha ne duruyorsun” diyerek bir daha dönmemek üzere gönderdi.

Az ilerde Oğuz amca tüfeğine yaslanmış düşünüyordu. Kendinden yana kaygısı yoktu. Lakin kendini cephede iken iki oğlu Sarıkmış’ta bir çılgınlığın mı, talihsizliğin mi neyin kurbanı olduklarını bilmeden hakka yürümüştü. Hanımı ve küçük kızı Nadiye köyde yalnızdı. Daha on altısındaki Mustafa’nın da Çanakkale’ye gönderildiğini öğrenmiş ancak henüz oğluna ulaşamamıştı. Kim bilir hala yaşıyor mu? Bir daha onu görebilecek miydi. Siperlerin 15 metre gerisine düşen mermiyle yorgunluktan ayakta zor duran adam bir anda aslan olup tüfeğini kaptığı gibi fırladı.

Murat dedikleri bir asker dikkatimi çekti. durmadan zıplayarak siperden dışarı fırlıyor sonra geri dönüyordu. Tam sağnak gibi merminin arasında “Ne yapıyorsun” diyecektim ki; benim yerime bir kumandan soruyu ağzımdan aldı. “komutanım el bombası atıyorum” cevabıyla tatmin olmayan kumandanına açıklama gereği hissetmişti. “komutanım, eğer siperden atarsam tam isabet ettiremiyorum. Vatan malı bunlar zâyî olmasın, her attığım isabet ettireyim diye siperden çıkıp hedefi görerek atmaya çalışıyorum” dedi. Komutan çok duygulandı. Sonradan öğrendim ki komutan üstlerine yazı yazarak bu vatan evladının taltif edilmesin istemiş. Daha sonra merkezden murat’ın ödülünü alması için karagaha gelmesi istendiğinde o çoktan rabbine yürümüştü. Komutanın dudaklarından belli belirsin “Demek onu Allah bizden önce taltif etti” cümlesi döküldü.

Nusret mayın gemisi ile karanlık koya gittik. Ben onlara yardım etmek istedikçe onlar bana “sen acemisin kendini koru yeter” diyordu. Sonra sisli bir gecede düşman botlarının arasından geçerek yüzde bir ihtimali başardık. Ben “acaba sağ salim geri dönebilecek miyiz?” arkamdan Hasan kısık bir sesle bana “Geri dönmemiz önemli değil görevi yerine getirmek önemli” diyerek candan daha değerli şeyler olduğunu anımsattı.

Bir ara sargı yerlerine uğramıştım ki isimin Bekir olduğunu öğrendiğim biri kesik bacağı ile kalkmış, tüm engellemelere rağmen “görev emri geldi” diyerek dolaşmaya başladı. Sonda takati kesildi gözleri son kez fani dünyaya açılmışken dudaklarından iyi kelime döküldü. “görevi yerine getiremedim”. Görev neydi diye soramadım. Ama içimden siz vazifenizi fazlası ile yaptınız demek geçti.

Hava soğuk, kar ve tipinin ilikleri titrettiği zamanların birinde ön cepheleri takviye için gönderildiğimiz yerde arka cephelerden bir yanık ses yükseliyordu “yükseğinde nemli nemli dağlar var / eteğinde ala gözlü yarim var/ yardan ayırana intizarım var/ yol ver dağlar ben sılaya gideyim…. Bu gün çay bulandı yarın durulmaz/gurbette ölenin gözü yumulmaz/ anadan ayrılır yardan ayrılmaz/yol ve dağlar ver sılaya gideyim… ve bir baba aylardır aynı cephede savaşıp da göremediği oğlunun sesini duyduğu için rabbine şükrediyor bir yandan da kaynayan yüreğinden gözlerine ulaşan figanlar göz yalı olarak yanağından süzülüyordu.

Artık son raddeye gelinmiş ölüm kalım savaşı yapılmakta idi. Kumandan Hamilton hala cephelerin düşmemesinden kaynaklanan çaresizliğini not defterine kaydederken, sahildeki zırhlıdan atılan bir top mermisi çok yakınımızda patladı. Önce göğe doğru yükseldiğimi zannetti. Sonra soğuk toprağa düşerken sımsıkı battaniyemi kavramış bir halde sabah namazı için çalan saatin zili ile gözlerimi araladım.

Rabbime şükrettim. Sonra sıcak yatağımızın hesabını nasıl vereceğimizi düşünerek ızdırap hissettim. Çanakkale’de insan üstü bir çaba ile mücadele eden ecdadı şükranla fatihalar ile yad ettim…

Çanakkale ruhunun devam etmesi gerektiğini düşünerek, onlara layık olamamanın verdiği eziklikle abdest almaya başladım… Rabbim sen milletimize şuur nasip eyle…

Selametle….

ABDULKERİM YATKIN

Yorum Yapın