İSLAM DÜŞÜNCESİ, KELAMI VE MEZHEPLER TARİHİ ÜZERİNE

BİR MEDENİYETİN İHYASI…

HAYAT’IN NİRENGİ NOKTLARI(ında DİN)

seyhli_vaaz170108

“Bir insanın hayatında din hiç olmasa bile…

Din ve Din adamı hayatın nirengi noktalarına temas eder…”

Bu hayatımdaki en önemli ilk noktaydı: “doğum”.

Bu fani dünyaya yeni gelmiştim daha… En çok yaptığım şey ağlamaktı. Henüz daha keşfedilecek çok şeyin olduğunu yeni yeni anlıyordum. Derdimi anlatmanın tek yolu olmuştu ağlamak. “Ben neyim?” diye sorarken herkes bana “bebek” diyordu. Bu “adım” dedim. “Benim adım bebek”.

Daha çok geçmemişti ki bir gün biri geldi evimize. Mütebesssim bir çehreyle. Daha önce hiç görmemiştim. Zaten daha ne görmüştüm ki. Daha bir hafta anca oldu geleli. Evdekiler hürmet ettiler. Baş köşeye oturttular. Gelen önemli biri olmalıydı. Evin büyüğü desem, değildi. Sonra bir şeyler konuştular aralarında.

O adam kalktı, beni kucağına verdiler. Oysa daha önce hiç yabancı birinin kucağına böyle rahat vermemişlerdi. Sanki beni güvenli bir kucağa ve kişiye verir gibi rahattılar. Sonra bu kişi bir yöne doğru döndü, hafif beni sola döndürdü. Sağ tarafımı ve kulağımı kendine yaklaştırdı. “Ne oluyor, yoksa doktor mu gelen, muayene mi ediyor beni?” diyecektim ki; yumuşak, etkileyici bir sesle bildiği her şeyi unutturdu. “Allah-ü Ekber, Allah-ü Ekber” Gayri ihtiyari söylenenleri tekrarladım içimden. “Allah ne kadar da büyüktü, ondan başka ilah yoktu, Muhammed as. O’nun elçisiydi” Sonuna kadar diledim… Sanki bu dünyadan sıyrılıp o beş dakikalık başka bir aleme yolculuktu. Sonra bu güzel nağmeler sona erince bu sefer beni sağa çevirdi, sol kulağımı kendine yaklaştırdı. Bir öncekini hemen hemen aynısını biraz daha hızlı tekrarladı. Sonra kulağıma hafifçe bir şeyler fısıldadı. “Abdullah, Abdullah, Abdullah”. “Neydi bu, Ne anlama geliyordu?” Ve bu ses, bu tını hayatım boyunca kulağımda yankılandı. Artık bana bebek değil Abdullah diyorlardı. Artık adımın Abdullah olduğunu öğrenmiştim.

Sonra hayat devam etti, ailemden din hakkında hiçbir şey öğrenmedim, Doğrusu öğrenmek için gayret de sarf etmedim. Hayat dünya hayatı idi benim için.

Hayatımdaki en önemli ikinci nokta: Evlilik.

Bir gün dediler ki, “Artık zaman evlenme vakti, yuva kurma vakti.” “Daha gencim, gerek yok, illa resmi bir şeye ne hacet, beraber de yaşarız” desem de, “olmaz ananemize aykırı, buyur nikâh masasına” dediler. Zaten beş yıldır çıktığım, sadece adı konuşmamış bir evlilik yaşadığım kızla nikâh masasına oturduk. Sonra “hadi biz evimize gidiyoruz. Eyvallah” demiştik ki, “Durun nereye böyle, daha nikâh kıydıracağız” dediler. “Şimdi nikahtan çıkmadık mı biz.” soruma “Olmaz dinî nikâh kıydıracağız” cevabını verdiler. “Ne gerek var, sanki dinin diğer bütün şartlarına uyduk da bir nikâh mı kaldı” demem bir anlam ifade etmedi. Eve vardık. Biri geldi. “Ben bu geleni daha önce bir yerlerden tanıyorum ama nerden” diye düşünürken. Kulağımda bir ses aksi seda oldu soruma. “Allah-ü Ekber, Allah ne büyük” Abdullah, Abdullah Abdullah”. Evet bu oydu bana ismimi veren kulağıma o hiç unutamadığım sözleri söyleyen. Bir anda “Ben nerdeyim, yolum ne, din ne?” diye soracak oldum kendime. Nüfus cüzdanında “Müslüman” yazıyordu ama neydi, hiç öğrenememiş, yaşamamıştım. Ben bunları düşünürken o mütebessim çehre karşımıza oturdu, bize biraz güzel şeylerden bahsetti. Dualar etti. Aramızdaki sevgiyi, Ademle Havva, Hz. Peygamberle Hatice, Aliyle Fatıma sevgisi gibi olmasının diledi. Asında şimdi gerçek manada evlendiğimi hissettim. O soğuk nikâh merasiminden öte bu küçücük sıcak merasimde aslında gerçekten evlenmiş olduğumun farkına vardırdığımı düşündüm. Sonra bize hayırlı güzel geçimler ve yaşam dileyerek, Herkesin saygısı arasında büyük bir vakarla ayrıldı. Artık evlenmiştim…

Hayat ne kadar da kısa, daha dün girdik de bu iki kapılı hana bu gün çıkış kapısındayız. Hayat Bu gündür dedik hep. Ölümü hiç düşünmedik. Hiç ölmeyeceğimizi zannettik.

Hayatımdaki en önemli üçüncü-son nokta: Ölüm

Bedenim soğuktu. Kıpırdamak istedim ama nafile. Eşime, anneme, çocuğuma, kardeşime seslenmek istedim ama duyuramadım. “Yardım edin de kalkayım” dedim ama kimsenin oralı bile olmadı. Sonra dolapta en güzel takım elbiselerim dururken, -Hele birini daha yeni Paris’ten bir çuval para verip almışken- Ne olduğu belli olmayan, Tasarımını hangi modacının yaptığını bilmediğim bembeyaz bir şeyi eski yunan filozofları gibi giydirdiler üzerime. Kendimi çok komik buldum. Oysa her zaman modayı takip etmiştim, en güzelini giymiştim. Bu yeni bir trend de benim haberim mi olmamıştı acaba.

İnsanlar siyah gözlükleri ile sanki bir gözlük defilesinde gibiydiler. Reybon, Versace, Gucci, Carriera, execc, Vogue vs. Biraz hüzün esiyordu havada. Ama işte orada kuzenim yeni bir iş bağlama uğraşında idi. İş ortaklarım şirketten ve hisselerden bahsediyorlardı. Biri bir espri yaptı yanındakiler kısık sesle güldüler, ama sanki yaptıkları ayıp da utanmış gibi etrafını kolaçan ettiler. Beni bir şeye koyup insanlar elleri üzerinde taşıdılar. Dedim ki “Ben çok kötü hastayım, beni hastaneye götürecekler” Ama hayır beni yıllardır yanında geçtiğim ama içine girmek bir türlü naip olmadığı caminin bahçesine getirip öndeki yüksekçe bir taşın üstüne koydular. Artık çırpınmaya çalışmaktan vazgeçtim, etrafımı izlemeye karar verdim. Sonra bir ses işittim. “evet bu sesi tanıyorum, bu kulağımdaki o ses beni kendine çağırıyor, bu sefer kulak verip gideceğim” ama nafile sanki beni çivi ile çatkıları bir santim bile kıpırdayamadım yerimden. Birileri geldi camiye girdi. Sonra içerden biri çıktı başında beyaz sarığı, üzerinde beyaz cübbesiyle. Evet bu yüzü bu sefer kesin hatırlıyorum. Bu benim hayatımın en önemli ilk noktasında benim kulağıma ezanı okuyan, sonra yine en önemli ikinci noktada nikahımı kıyan kişi. Çocukken adının arkadaşlarımdan duyduğum galiba adı Muhammed Hoca idi. İnsanlar benim arkamda sıra sıra olmaya başladılar. Hayatımda pek çok konuşması yaptım “Acaba bir iş görüşmesi mi?” Ama hiç böylesi olmamıştı. Sonra Muhammed hoca bana döndü ve “Ve Abdullah işte yine beraberiz, Ama ne yazık ki bu sefer geç kalmış bir beraberlik” dedi. Ne dediğini anlayamadım. Bir yandan biri bağırıyordu. “Allah için salata, Peygamber için Salavata, Meyyit için duaya” Ama yine de tam olarak ne olduğunu anlayabilmiş değildim.

Anne-babam, akrabalarım ve arkadaşlarım caminin bir köşesinde toplanmışlar ağlıyorlardı. Hoca dua okuyordu. İnsanlar ellerini kaldırım indiriyor, sonra bağlayarak bir şeyler mırıldanıyorlardı. Sonra beni yine ellerin üstüne aldılar bir arabaya koyup mezarlığa getirdiler. “Ne işim var burada Allah’ım?” Ortalıkta bir ölen mi var da ben göremiyorum. Sanki her şey bir rüya da ben müdahale edemiyordum. Sonra beni yere koydular. Üzerime bir şeyler atmaya başladılar. “Yapmayın etmeyin” dedim duyuramadım. Işık azalıyordu. Her şey, her yer karanlık oldu. Ayak sesleri duydum. Sonra bütün sesler gitti. Ve bir ses duydum. Bu dünyaya ilk geldiğim en önemli günde, ve yine evlendiğimde hayatımdaki en önemli günde ve yine önemli bir gün müydü yoksa. Muhammed Hoca bir şeyler söyledi. Bir o kalmıştı. Tekrar emek istedim ama bir türlü hatırlamıyordum. Dilim dönmüyor muydu… “Aman Allah’ım yoksa ben …..”

Din ve Din adamı bir insanın hayatında hiç yoksa bile hayatının en önemli üç noktasında mutlaka vardır. Bu noktalar belki de bir insanın hayatın dönüm noktası olabilir. Her kim olursanız olun dinin ve din adamının bir kişinin hayatının en önemli noktalarına temas ettiğini unutmayın.

Nisan 23, 2009 - Yazan: kerimyatkin | Hayatın Nirengi Noktalarında DİN | | Henüz Yorum Yok

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın