HIZIR BEY HAYATI ve KELAMİ GÖRÜŞLERİ

  HAYATI:

 

Eskişehir’e bağlı Sivrihisar kazasında doğdu. Şekaikte Hızır beyin Seferi hisar da Diyar-ı Rum’da doğduğu belirtilmektedir. [1] Doğum tarihi bazı kaynaklarda 810 (1407) olarak verilir babası Sivrihisar kadısı olan Celaleddin Efendi’dir. Annesinin Nasrettin hocanın kızı olduğuna dair bilgiler şüpheli görenlerle beraber[2], onun torunu olduğunu söyleyenler de vardır.[3] İlk öğretimini babasında gördü. Bursa’da Molla Yegan’ın yanında devam etti. Ve hocasının kızı ile evlendi. 837 yılında Seferihisara kadı tayin oldu. İlminde çok arzuluydu hatta onun için Molla Fenarî’den sonra onun gibi Arap ilimlerine muttali birinin gelmediği kabul edilirdi. [4] Hızır bey asıl şöhretini II. Mehmed’le tanıştıktan sonra yakaladı.[5]  O devrin Arap alimlerinden biri Türkiye’ye gelir sultanın huzurunda tertip edilen bir toplantıda Türk alimlerine sorular sorar ve uygun cevaplar alamaz  bu durum sultanı rahatsız eder zira prestijinin sarsılması söz konusudur. Bu bilginle boy ölçüşebilecek bir alimin derhal bulunmasını iter. Hızır Beyle ilgili fatih “ Hızır bey ihata-i külliye sahibi  bir adammış, birde o getirilsin” buyuruyor. Derhal Sivrihisar’a adam gönderilip getiriliyor.[6] O zamanlar 30 yaş civarında olan Hızır bey takdim edilir. Hızır bey Arap alimin tün sorularına tatmin edici cevaplar verir. Sıra Hızır Bey’e geldiğinde o 16 fenni kapsayan sorularını yöneltir ancak tatmin edici cevaplar alamaz.[7] Şekaikte gelen Arap alimlerinin Osmanlı alimlerine batı ilmi hakkında bazı sorular yönelttiği ancak Osmanlı alimlerinin batı ilimlerine muttali olmadığı için bu sorulara cevap vermekten aciz kaldığı belirtiliyor. Sultanın bundan çok üzüldüğü hatta utanç duyduğu  ehli ilimden batı ilimlerine muttali birinin bulunmasını istediği ve bu istek üzerine Hızır beyin bulunduğu aktarılıyor. Sultan o dönemde 13 yaşlarında ve Hızır beyinde 38 yaşlarında olması muhtemeldir. [8] Bu durumdan Sultan Mehmet ziyadesi ile memnun olur. Taşköprülü’nün de işi ile “heyecan ve sevincinden yerinden kalkıp oturur”.[9]  Bir Osmanlı aliminin bu başarısıyla sevinen padişah, sırtındaki cübbesini çıkararak kendisine giydirmiş ve onu ceddinin yaptırdığı Bursa’daki Çelebi Mehmed Medresesi’ne 50 akçe il müderris tayin etmiştir.[10] Taşköprülü zade bu olayın tarihini 848 olarak vermesi olayın II. Mehmed’in ilk tahta  çıktığı döneme cereyan ettiğini belirtmektedir. Hızır bey Bursa’da iken talebeleri Muslihuddin Hocazade[11] ve Hayali Ahmed efendi gibi iki talebesinin de yardımı ile bir çok talebe yetiştirdi. İstanbul kadılığı sırasında İstanbul Üniversitesini kurmuş ve ilmi hayata canlılık getirmiştir.[12]Türklerde Rai ve ekolünün temsilcisi ve devam ettiricisi olmuştur. Tazarruât sahibi Sinan Paşa, Ahmed Paşa, Yakup paşa adlarındaki üç oğlu gerek zekaları gerekse edebi çalışmaları ile devrin önemli şahsiyetleri arasına girmiştir. [13]  olmuştur.   Hızır bey daha sonra buradan Edirne Üç Şerefeli Cami Medresesi’ne müderris olarak tayin edildi. II. Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle beraber yeni başşehre  kadı olarak atandı. Bu görevde iken genç denebilecek bir yaşta vefat etti. Vefat tarihi 1459 olarak kayıtlara geçmiştir. Mezarı hakkında net bir yer belirtilmemekle beraber Zeyrek ve Vefa arasında bir yerde Voynuk Şüdaeddin mescidi adıyla anılan yerde olduğuna dair rivayetler vardır. [14] İstanbul’daki kadılık görevinin yedinci yılına vefat etmiştir. O İstanbul’un ilk Şeyhulislâm’ıdır.ilmiye Salnamesinin bunun bu şekilde almaması bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.[15] O sadece bir  mahkeme reisi değil padişah tarafından atanan bir taht kadısı, merkez kadısıdır.[16]   Kadıköy ismini Fatih Sultan Mehmed’in burayı Hızır Bey’e arpalık olarak vermesinden almıştır. Hızır Bey Arap ülkelerine gitmeden Arapça’yı öğrenen Osmanlı alimlerinden aynı zamanda Fahreddin er-Razi’nin kelam ekolünü devam ettirenlerden biriydi. Hızır bey çek iyi şiir yazardı. Çok az eser vermiştir. Bunu idarecilik görevinden ve çok genç yaşta vefat etmesi sebep olarak gösterilebilir. İki kızı ve üç oğlu vardır. (Hacı Kadın, Fahrunnisa)[17]

ESERLERİ

UCÂLETÜ LEYLE EV  LEYLETEYN

 Kaynaklara göre Fatih ,Hızır Beyin kasidesin görüşlerini almak üzere Molla Güranî’ye gönderiri. Gürâni lazım olan “zade” fiilinin kasidede lazım olarak kullanıldığını Fatih’e belirtir. Sulatan da bu durumu Hızır beye sorar. Hızır bey bu itiraza “zade” fiilinin Kur’an’da müteaddi kullandığını gösteren ve aynı zamanda hasetçilik ve iki yüzlülüğe dair iğneleyici ifade taşıyan bir ayetle (Bakara 2/10) karşılık vermiştir. Ucâle’nin ayrı bir kaide mi olduğu yoksa el-Kasidetü’n-Nuniyye’nin ithafnâmesi mi olduğu tartışmalıdır. Eseri müstakil bir eser kabul edenlerin yanı sıra el-Kasidetü’n-Nuniyye ile aynı kafiyeyi taşıdığından hareketle kasidenin bir ithafnamesi olduğunu belirtenlerde vardır.[18] Süheyl Ünver bu kasidenin ayrı bir kaside olmayacağı, müstakil bi eser için çok kısa olduğu ve Kaside-i Nuniyye ile aynı özellikleri  taşımasını da göz önüne alarak aynı eserin takdim namesi olabileceğini söyler.[19] Hızır bey kasidenin sonunda eseri bir iki gecede yazdığını kaydetmektedir. Ancak hemen hemen bütün kelam konularını ele alan el-Kasîdetü’n-Nûniyye’nin birkaç gecede yapılması pek mümkün görünmemektedir. Dolayısı ile ayrı bir kaside olma ihtimali daha kuvvetlidir. Diğer taraftan iki eser arasındaki vezin farkında bunu ortaya koyar.

 

TEFSÎR-İ YASÎN-İ ŞERÎF

 Yasin suresinin Türkçe tefsirinden oluşan eserde ayet ve hadis metinleri yazıldıktan sonra gerekli açıklamalar Türkçe olarak yapılmıştır. Eserinde rivayet ve dirayet metotları birleştirmekte, Mevlana’nın Mesnevisi ve benzeri eserlerinden beyitler nakletmektedir.

 

TERCEME-İ KÜLİYYÂT-I HOCA UBEYDULLAHNakşî şeyhlerinden hoca Ubeydullah’ın vaazları ve tasavvufi nasihatlerini ihtiva eden risalelerinin Türkçe tercümeleridir.

 

TERCEME-İ METÂLİ’U’L-ENVÂRKadı Siraceddin el-Urmevî’ye ait mantık kitabının bazı ilavelerle birlikte Farsça’ya yapılan tercümesidir.

 

TUHFE-İ SULTAN MURAD HAN

Fatih Sultan Mehmed Han’ın babası II. Murad’a ithaf edilen Farsça bir risaledir. Eserde Hz.adem’in kendi ömründen 40 seneyi Hz. Davud’a verdiği ve Hz.  Peygamberin Medine’de öğle vaktini 4 rekat farzını kıldıktan sonra Zülhuleyf’te ikindinin farzının iki rekat kıldığına dair rivayetlerle ilgili olarak akla gelebilecek sorulara yanıtın yanı sıra Hz. Süleyman’ın Hz.  Davud’tan tevarüs ettiğine dair Zemahşeri’nin görüşlerini içermektedir. Hızır Bey’in kaynaklarda üzerinde önemle durulan ve bazılarında bir “Kaside-i Taiyya” olduğu ileri sürülen bir müstezadı da bulunmaktadır. Ayrıca kaynaklarda “Haşiye alâ Şerhi Tecrîdi’l-Akaîd” ve “Şerhu Îsâgûcî fi’l-Mantık” adlı eserlerde ona atfedilmiştir. Türkçe Farsça ve Arapça şiirler yazan Hızır Bey’den önce tarih düşürme daha çok bir lafız terkip veya sadece Ebced zikriyle yapılırken o bunu şiirin son mısraında uygulayarak yeni bir çığır başlatmıştır. İstanbul’un fethiyle ilgili Feth-i İstanbul’a nusret bulmadılar evvelûn / Feth edip Sultan Muhammed kıldı târîh “ahırûn”

 

1-EL-KASÎDETÜ’N-NÛNİYYE

Hızır beyin eserlerinin içinde en meşhur olanıdır. Cevâhiru’l-Akâîd adıyla da bilinen eser 105 beyitten meydana gelen kaside kelam meselelerini önemlerine göre bir veya birkaç mısrada ele alınmış, “tam basit” vezinde kaleme alınmıştır. [20] Eser Maturîdî ekolü çerçevesinde işlenmiştir. Hızır Bey kasidesinde konu edindiği kelâm meselelerini şekillendirirken Ebu Hanife’nin başta el-Fıkhu’l-Ekber olmak üzere  akaide dair risalelerinde ve Nesfî’nin Akâîd’inden istifade ettiği anlaşılmaktadır. Risalede herkesin bilmesi  gereken sahih akideler ve bunların dayandığı deliller, özlü ifadelerle Ehl-i Sünnet ekolünün Maturidiyye kolu anlayışı doğrultusunda ortaya konulmuştur. El-Kasidetü’n-Nuniyye özgün bir metin niteliği taşıması, önemli bilgiler içermesi yanında sanatkarane anlatıma sahip olmasıyla da ilgi görmüştür. Kaside üzerine yapılan tercüme ve şerh çalışmalarının çokluğu  ona gösterilen itibarı ortay koymakta ve yaygın bir şekilde kabul gördüğünü kanıtlamaktadır.[21] Eser pek çok kişi tarafından şerh ver tercüme edilmiştir. İsmail Müfid Efendi, İmamzade Mehmed Esad Efendi, Davut Karsî[22] Türkçe manzum tercüme, Mustafa Behçet[23], Seyyid Hacı Muhammed Şükrü Ahmed Atâ[24], Hayali Ahmed efendi ve Manastırlı İsmail Hakkı’nın şerhleri zikredilebilir. 1-5 Beyitler hamdele salvele ve kaside yazma sebebinden bahsediyor. 6-30 beyitlerde, ilahiyat, Allah’ın varlığı ve sıfatları31-69 Beyitlerde Allah karşısında insanın durumu, insanın davranışlarında hürlüğünün akli ve ilahi konumu, nübüvvet, mucize, miraç, peygamber melek ilişkileri70-85 semiyyat, ölüm sonrası hayat cennet cehennem86-95 beyitler iman ve İslâmla ilgili bazı meseleler96-105 imametle alakalı konular işlenmiştir. 

GÖRÜŞLLERİ

 

Alem ve Allah Hızır beyin elimizdeki en önemli eseri olan Kasîde-i Nûniyye aslında onun görüşlerinin bir özetidir. Allah, vücudu zorunlu bir varlıktır. Bütün varlılar ve onların varlığa çıkmaları kadim olan Allah’ın varlığına şahitlik eder. Alemdeki nizam Allah’ın varlığına delildir.  Allah’ın mahiyeti insan aklınca bilinemez onun ilmi her şeyi kuşatır. Allah’ın ilminden başka hayat, sem’, basar, irade, kudret, tekvin ve diğer sıfatları vardır. Kur’an ve diğer kitaplar Allah’ın kelamına delildir. Allah ahirette müminler tarafından görülecektir.

 

İnsanHızır bey insanın fiilinin yaratıcısının Allah olduğunu belirtiyor. Ona göre ilahiyat bahsi ile insanın fiilleri konusu çok önemliydi ve ilahiyattan sonra bu meseleyi ele alır. “Yaratan Allah’tır, insan hiçbir şey yaratamaz. İnsanlardan her en çıkar ise ve işlerse onun yaratıcısı Allah’tır. Kulun kazancı kendi isteği ile yaptığı amelidir.kul kendi iradesi ile hayrı ve şerri işler.”  

 

NübüvvetAllah hidayete devam eden peygamberle göndermiştir. Onlar davalarını mucizelerle isbat ederler. Halk peygamberlere muhtaçtır. Peygamberler olmasaydı, yaratıklar arasında düşmanlık ve kazanma hırsından dolayı dünya ve ahiret mutluluğu bulamazlardır. Hz. Peygamber peygamberlerin en faziletlisidir. Onun pek çok mucizesi olmakla beraber en önemli mucizesi Kur’an’dır İslam bütün dinleri yürürlükten kaldırmıştır. Peygamberler günah işlemekten uzaktır. Onlar meleklerden üstündür. Velilerin kerametleri vardır. Nebilerden sonra en faziletli insan Hz. Ebu Bekir’dir. Daha sonra sırası ile üç halifedir. AhiretAhirette bedenlerin var yada yok olması eşit olduğunu beyan eder, Allah’ın insanı tekrar yaratacağını söyler. İnsanın beden ve ruhla tekrar diriltileceğini savunur. Cismani haşiri savunan Hızır bey ahiret hallerini (sırat, mizan, cennet cehennem, şefaat vs.) hak ve bizatihi vuku bulacağını savunur.

 

İmanİmanı şüphe etmeksizin tasdikten ibaret olduğunu belirtir. İnsanın ameli ve yaratıcıyı tanıması gerekliliği üzerinde duru.

 

İmametİlk halife Hz. Ebu Bekir olup üzerinde icma vardır. Hz. Ali’nin imametinde ise nass yoktur. Hz. Peygamberin ashabını hayırla anmak gerekir. [25] Burada örnek olması hasebiyle eserin Osmanlıca tercümesinden bir bölümü veriyoruz.

TÜRKÇE TERCÜME

Sena-u hamd ve minnet hakka her an   

 odur sultan âliye’l-vasf ve’ş-şan

 

Yetişmez künhüne efham-ı mahluk     

erişmez hükmüne êsêr-i butlan

 

Salat alsun nebimiz Mustafaya             

 odur mebde-i şer’i Yezdan

 

Dahî ashab ve êli ve tabiîne                             

bulutlar nitekim bezl ede bârân

 

Budur abdu fakirin itikadı                                

kabul eder onu her ehli iman

 

Zahîre eyleyip rûzı cezaya                              

  umar Hakk’dan onunla ecir ve ihsan

 

Vücûdu Sani’ ve bânı kadime              

delillerdir havadis cümle erkan

 

Çü yok halk halayık ihtilafı                              

 bilindi bir dirir bu hükme sultan

 

Onun zatına benzer nesne yok  hiç                  

 vücûb ile değil bu hükmü imkan

 

Ğınası kesretin nefy etti onun               

“küll”e lazımdır zira zira ki cüzan

 

Ne “küll”dür o ne “cüz”dür ne “araz”   

ne vardır onda araz ile ekvan

 

Vücûdu pakına cevher deme hem                   

kaç ….. ondan kim ede ihâmı noksan

 

Muhittir ilmi eşyayı cihanı                                

değildir muttehid bir şeyle sübhan

 

Dahi bir şeye etmez ol hulul                             

reva görmez anı bir ehli irfan

 

Mekan ve vakte yoktur ittisali             

 hem olmaz onda eşkal ile elvan

 

Sıfatlardır bulur zat ile kaim                             

kadimlerdir, gerektir böyle iman

 

Çün etmez onlar Hakk’dan infikakı                 

  hata görmez bu sözde aynı yekzan

 

İfade eyledi nefy teselsül                                 

  ki vardır kudret zi-Sun’ ve itkan

 

Delil eylediler ilmine O’nun                             

kemal sun’ını erbab-ı ikan

 

Erişmezse zamaniyyata ilmi                             

 değil lazım gelir tevkîti ezman

 

İradetle gelir her şey vücuda                           

değil lakin rızası üzre küfran

 

Dahi emru talep olmaz iradet                           

 sıfattır ol eder isbatı ruchan

 

Şu eşyada kim olmaya teracih             

 revadır onda tercih etmek insan

 

iki kase beraber su verilse                               

 birini almak ki evvel demde adşan

 

dahi tekvininin yoktur zamanı               

veli mahluka vardır vaktle an

 

kelam aslında bir nefsi sıfattır               

onun için söylemez hırsla hayvan

 

değildir mukteza nefsiyye haklîn                      

lukatın halkı için İncil ve furkan

 

kelamın gayrıdır ilim ve iradet              

innî tefrik eder yerinde vicdan

 

değildir şer’ı hak ferî kelamın               

yeter isbatına icazı Kur’an

 

görür gözlerle müminler hüdayı            

inni görmez olanlar bunda uyman

 

dahı bilkim hüviyettir görünen              

veli  c   evherliğinden sanma ey can

 

dahı sanma araz olmak yununda                      

 ola ya sebk yonunda ona fakdan

 

bilinmez bunda hakkın yine zatı            

tereddüt ahirette etti ihvan

 

hüdadır halk eder fili ibadı                               

değildir halk eden bir nesne insan

 

filidir her ne eylerse      suduru             

olupdur halikı onunda Yezdan

 

hakikatte odur hadî-i muzıll evvel                    

mecaz oldu rusul etti ya şeytan

 

… gu husn ve kubuh şeridir emma                  

olunur bazısı akl ile izân

 

kulun kesbidir elde ihtiyarı                               

 onunla etti derler du’u ihsan

 

bilnmez akılla hükmü hüdanın              

var amma illet bazında gavlen

 

hem olmaz olmayan vüsatte teklif                    

veli acizdir onda akl-ı insan

 

evvelidi haklî aslah hakka vacip                       

 olurmudu bu küf ve fakr ve ahzan

 

haram olsun mubah olsun muhassal                 

 ne yerse rızkını yer cümle hayvan

 

mukaddem bir diri olmaz ecelden                   

  ederse pare pare onu Şiran

 

felekler cümlesi külli anasır                             

  olupdur bilki hadis hen dahi fan

 

dahi aczalarıdır cevher-i ferd                          

  ederler ehl-i hakk isbat-ı burhan

 

olupdur süfle uluvvun irtibatı                          

   değil ta’lil ile beklim muzafan

 

görürsün kah olur dair-i medarı           

yine resm-i kadimi üzre devran


[1] Taşköprizâde, eş-Şakaiku’n-Nu’maniyye, Nşr. Ahmed Subhi Furat, İstanbul 1985,  s. 91

[2] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey”, DİA, XVII , s. 413

[3] M. Sait Yazıcıoğlu, Hızır Bey, Kültür Bakanlığı Yayınları 1987 Ankara, s. 1

[4] Taşköprizâde, age, s. 91

[5] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey”, DİA, XVII , s. 414

[6] Süheyl Ünver, Hızır Bey Çelebi, 1945 İstanbul, s. 14

[7] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey ve Kasîde-i Nûniyyesi”, AÜİF Dergisi, 1993, XXVI, s. 550; Rakım Ziyaoğlu, İstanbul’un İlk Belediye Başkanı Hızır Bey, 1992 İstanbul, s. 36-37; M. Sait Yazıcıoğlu, Hızır Bey, s. 2-3

[8] Taşköprizâde, age, s. 92

[9] Şerafettin Gölcük, Kelam Tarihi, 2000 Konya, s. 300

[10] M. Sait Yazıcıoğlu, Hızır Bey, s. 4

[11] Hocazade Hızır Beyin bizzat ekndisinden okumuş olduğu Şerhu’l-Mevakıf’ın Hocazade elyazmalı bir nüshası köprülü kütüphanesi 839 numarad mevcuttur. Bkn. Süheyl Ünver, age, s. 15 

[12] Rakım Ziyaoğlu, age, s. 27

[13] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey ve Kasîde-i Nûniyyesi”, s. 551

[14] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey”,  s. 414; Süheyl Ünver, age, s. 37

[15] Süheyl Ünver, age, s. 35 

[16] Rakım Ziyaoğlu, age, s. 24

[17] M. Sait Yazıcıoğlu, Hızır Bey, 34

[18] M. Sait Yazıcıoğlu, “Hızır Bey”,  s. 414

[19] Süheyl Ünver, age, s. 33

[20] M. Said Yazıcıoğlu, “el-Ksaidetü’n-Nuniyye”, DİA, XXIV, s. 571

[21] M. Said Yazıcıoğlu, “el-Ksaidetü’n-Nuniyye”, s. 571

[22] Karsinin tercümesi kasideden beş beyit fazladır, bu fazlalık tercümenin başında tercüme ile ilgili bilgi verici beyitler oluşturur. Eser 23 sayfadan müteşekkil olup 1258 İstanbul’da basılmıştır. Bknz. Abdulkerim Yatğın, Osmanlıcaya Tercüme Edilmiş Kelâm Kitapları, MÜİF Basılmamış Lisans Tezi, 2003 İstanbul, s. 10

[23] Kitab-ı Sunuhat-ı Vehbiyye ve Esrar-ı Nuniyye adıyla Osmanlıca şerh edilen eser 65 sayfa olup 1318 Kahire’de basılmıştır. Bkn. Abdulkerim Yatğın, age, s. 10

[24] Tuhfetü’l-Fevaid ala Cavahhiru’l-Akâîd adıyla Osmanlıca yapılan şerh 192 sayfa olup 1328 İstanbul’da basılmıştır. Bknz. Abdulkerim Yatğın, age, s. 10

[25] Şerafettin Gölcük, Kelâm Tarihi, s. 302-305

Bir Yanıt

  1. Birazcık uzun olmuştur,lakin site yöneticileri düzeltsin.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.