EHLİ SÜNNE’TE GÖRE “EFÂL-İ İBÂD”
EHLİ SÜNNE’TE GÖRE “EFÂL-İ İBÂD”
İki kelimeni bir arda kullanılması ile oluşan bir terkip; “Efal” “iş, davranış eylem” anlamlarını içeren fiil kökünden türeyen fi’l kelimesinden cemi bir kelimedir. “İbâd” ise “kul, köle” anlamına gelen abd kökünden cemi bir kelimedir. “Efali ibad”ın bir kelam problemi olarak ortaya çıkışı hicri birinci asra kadar uzanır. Hatta ahiret hayatında herkesin varacağı yerin Allah tarafından bilindiği ilkesinden hareketler ashabın Hz. Peygambere bu dünyada iyi veya kötü amel işleyenlerin buna nasıl bir etkisi olduğu soruları bunun daha da eskiye götürülmesine zemin hazırlar. “Efali ibad” kader ve irade kudret gibi kelami konularla yakından alakalı bir kavramdır.[1]
Cebr ve ihtiyar meselesi hakkında kelamcılar filozoflar ve mutasavvıflar bir birlerine tamamen zıt fikirler ortaya koymuşlardır. Bu konuda aşağı yukarı üç farlı görüş ortaya çıkmış, cebr, kaderiye ve özellikle ehli sünnet kelamcıları da bu iki görüşün ortasında bir yerde uzlaşmacı bir görünüm çizmişlerdir.[2]
Ehli sünnet Mu’tezile’nin aksine kulların bütün fiillerinin Allah tarafından yaratıldığı görüşündedir. Allah hayır ve şer kulların bütün fiillerini yaratır. Onlara göre kul bütün fiilleri ile Allahın yaratığıdır. Görüşlerine delil olmak üzere ehli sünnet “kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır” dendiğinde bunun iki yaratıcısının kabule gideceğini ileri sürer. Kim bunu iddia ederse yaratıcılıkta Allah’a ortak koşar demiştir. Dolayısı ile yaratıcılıkta Allah’a ortak koşmak küfrü gerektirir. Onlar delil olarak “her şeyi yaratıp onu mukadderatım tayin etti”[3], “Allah her şeyi yaratandır” gibi ayetleri delil olarak gösterirler. Bununla beraber ehli sünnet insan için fiilden en önce ne sonra olman, fiiller birlikte bulunan Allah’ın insan için yarattığı istitaatı kabul eder. Bu şu demektir: insan bir fiili ancak vaktinde ve Allahın ona güç kuvvet ve tevfik vermesi ile yapabilir. Şu halde insan onlara göre, güçlüdür, hürdür, insana cehd, kasd, niyyet ve iktibasını masiyette kullanırsa Allah o kimse için hızlanı yaratır. Bu hızlan insanın inayet kastından dolayıdır.[4]
Bu takdirde insan kendi fiiline göre cezayı hak eder. Diğer taraftan Allah insanı taate niyetli, bu yolda gayret sahibi bulursa bu durumda onun için yardım ve tevfikini bu insanın fiili ile birlikte yaratır. Böylece kişi bu fiili ile sevabı hak eder. –ehli sünnet yüce Allah’ın insanları günah işlemeye mecbur ettiğini sonra onlara azap edeceğini söylememiştir. Nitekim halis cebriye taraftarları, iş böyle olmuş olsaydı, Allah’tan zulüm ve haksızlık sadır olmuş olurdu demişlerdir. Oysa Allah zulüm ve haksızlıktan münezzehtir.[5]
Görülüyor ki ehli sünnet ve’l-cemaatin adalet mevzuundaki görüşü mutezileninkinden farklıdır. Ehli sünnet nezdinde adalet Allah’ın fiillerinde adil olduğu şeklide anlaşılmıştır. Yani o mülkünde tasarruf yetkisine sahiptir. Dilediğin yapar. İstediği şekilde hüküm verir. Onlara göre adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Buda irade ve ilme göre mülkte tasarrufta bulunmaktır. Zulüm adaletin zıddıdır. Onun hakkında hükümde adaletsizlik tasarrufta zulüm düşünülemez.[6] Mu’tezile mezhebine gelince onlara göre adalet aklın gerektirdiği şekilde hikmet olarak yapılandır. Bu ise fiilin doğru ve yarar olarak ortaya çıkmasıdır.[7]
Fiillerdeki cebir ve ihtiyar konusunda genelde ehli sünnet özelde Eş’arî mezhebi cebriye ve Mu’tezile arasında bir yol takip ederken eşeri biraz daha cebriyeye yakındır. Bundan dolayı cebri mutavassıt olarak da adlandırılır. Maturidî ise daha çok Mu’tezile’ye yakın bir yerde durur. Bağdadi ehli sünnetin bu görüşünü şu şekilde verir: yüce Allah hayır ve şer cisimlerin ve arazların yaratıcısıdır. O kulların kesblerinin haliki olup O’ndan başka yaratıcı düşünülemez. Bu Allah’ın kullarının yaptıklarından hiçbir şeyi yaratamadığını iddia eden kaderiye ile insanların kesblerine ne güçleri ne iktibasları vardır iddiasında bulunan cehmiyye kanaatine aykırıdır. İnsanın yaptıklarının yaratıcısı olduğunu iddiası şirki gerektiren bir durumdur. Çünkü onun davası kullarında Allah gibi ilim irade konuşma ve seslerdeki hareket sükûn şeklindeki arazları yarattıkları tarzındadır. Bu görüşün taraftarlarını Allah şöyle tarif eder. Yoksa Allah’ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü. De ki Allah her şeyi yaratandır. O her şeye galip ve hakimdir. İnsanın kesbine gücü yoktur. O ne faildir ne de müktesibtir. Allah onun kesbinin yaratıcısıdır. Bu görüşler ehli sünnetin ortak görüşleri olarak ifade edilmiştir.[8]
Bundan şu sonuç çıkıyor ki ehli sünnete göre kulların fiillerinin yaratıcısı Allah’tır. Bundan dolayı onlar insanın fiillerinin yaratıcısı olarak gören mutezileye muhalefet edeler. Aynı zamanda insanın kudretini de görmezden gelen cebriyeyi de tasvip etmezler. Eş’arî cebr ve ihtiyar hususunda orta bir yolu tercih etmiştir. Bundan dolayı kulların fiilleri Allah’ın yaratığıdır. Bu yaratık olu söz konusu fiillerin insanlara müktesep olduğundan dolayı değildir Allah hayır ve şer yararlı ve zararlı bütün fiilleri diler. Nitekim O kullar hakkında bildiğini dilemiş ve levhi mahfuzda yazması için emretmiştir. Bu onun değişmez hükmü ve takdiridir.[9]
Bununla birlikte kul fiillerine kadirdir. Çünkü insan titreme hareketi ile irade eve ihtiyara bağlı hareket arsında zorunlu bir fark bulur. El-Eş’ârî’ye göre bu fark seçime tabi hareketlere racidir. Bunlar da güç sahibinin ihtiyarına bağlı olarak hasıl olurlar. Bu sebepten el-Eş’ârî müktesep, hadis kudretin takdir edilmişidir. Bu hadis kudretle meydana gelmiştir demektedir. El-Eş’ârî hasis kudretin hadiselerde bir tesirinin olmadığı görüşünü benimsemiştir. Çünkü hudus bir tek süreçtir. Bu cevher ve araz göre değişmez. Hadis kudret, hudus meselesinde etkili olursa her muhdesin oluşunda tesirli olmalıdır. Bu yaratılmış kudret renkler, tatlar ve kokular için yeterli olduğu gibi cevher ve cisimlerin yaratılışında da yetkin olmalıdır. Bu göğün yeryüzü üzerinde duruşunun hadis kudretle olduğuna kadar vardırılabilir.[10]
Şehristani el-Eş’ârî’ye göre insandan fiili meydana geliş keyfiyetini şöyle açıklar: insan irade edip ciddiyetle kendini verip işe koyulduğunda Allah hadis kudretle birlikte, hadis kudretin hemen akabinde hasıl olan fiili yaratmakla sünnetini icra eder, bu fiil kesb adını alır. bu yoktan var etme meydana getirme yönünden Allah’ın yaratması kudreti altında yapılmış olma yönünden insanın kesbi olur. Bunu için el-Eş’ârî’nin görüşü kesb nazariyesi olarak tanınmıştır. Allah ona göre insanın fiillerinde olan her şeyi yaratan, başka bir deyişle insanın fiille yaratama ve yoktan var etme yönünden Allahın, hadis kudret sebebiyle kesb ve ihtiyar yönyle insanındır.[11]
El-Eş’ârî kulun bütün fiilleri Allah’ın yarattığını ve yoktan var ettiğini ve kulun da müktesibi olduğunu söyler. Kesb insanın kudreti mahallinde olan fiilden ibrettir. İrade konusunda el-Eş’ârî’inin nefsi şuur esasına dayandığı esastır. El-Eş’ârî insan fillerinde hürdür demekten çekiniyor. Bunu iki yaratıcının varlığı görüşüne gideceğini düşünüyordu. Bu haliklar insan ve Allah olacaktır. İnsanın fiillerinde de mecbur olduğunu söyleyemiyordu. Çünkü bu insanın fiil üzerinde kudret olarak hissettiği ile çelişki hakinde olacaktı. Böylece onun önünde ancak cebr ile ihtiyar arasıda orta yol kalıyordur. O meseleyi şuur esasına gör halletmiştir. Bu olay şudur ki; insana nefsinde bir yandan ihtiyari fiilleri irade ve kudretinin olduğunu hisseder, diğer yandan Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğuna iman eder.[12]
İmam Maturidi’ye göre her fiil olan yerde bir irade ve ihtiyarın bulunduğunu, ayrılmaz bir vasıf hüviyeti ile iradeye sahip olduğunu söylemek gerekir. O halde insanlarda da bir takım fiiller sadır olduğuna göre onlarında bir irade ve ihtiyarı söz konusudur. Her ne kadar kulun fiilini yaratan Allah ise de bu, kulun fiilin muhtelif alternatiflerinde birini seçmesi sonucu meydana gelmiştir. [13]
Maturidi iradeyi fiil ile birlikte mütalaa etmekte olduğundan fiillerin kişinin kendisinin serbest olduğu şuurunda bulunmasının hür iradesinin var olduğu sonucunda delil olarak kullanır. Aslında hür iradeyi sırf düşünce muhakeme ve müşahede ile ortaya konamayacağı da gerçektir. Çünkü Allah’ın alemi yaratmasından beri geçe zaman önemli rol oynamaktadır. Bu yaratılan âlemin bütün hadisleri, zaman ve mekan içinde cereyan etmektedir. Bunun bir parsçı olan insanın ve onun şuur hallerinin akan zaman içindeki durumunun tekrar geriye dönerek incelenmesinin imkânsızlığı ortadadır. Bu yüzdendir ki imam Maturidî insana iradesinin hürlüğünü insanın hür olduğu şuuruna bağlamıştır. Burada imam Maturidî daha çok psikolojik olarak açıklar.[14]
Allah insanları yaratırken onlara iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme gücü de vermiştir. Aklen iyi ile çirkini ayırt edebilecek sahip olarak yaratılan bu insanların yaratılmasındaki gaye de onları denemektir. İnsana hem kötüye hem de iyiye eşit oranlı meyyal olarak yaratılmıştır. Tabiat itibari ile insana görünüşte güzel olan fakat sonuç itibari ile çirkin olaylara direnç gösterme ve başlangıcı sıkıntılı olmakla beraber sonu olarak güzel olan şeylere de meyledebilme yetisi vermiştir. İnsana bu vasıflarla yaratılıp Allah tarafından denenmek üzere dünyaya gönderilmiştir. İmam Maturidî fiillerin gerçek mânâ da kullara nispet edilmesi gerektiğini savunur. Bunun iki delili vardır. A- emirler ve nehiyler, b- va’d ve va’idler. Bunların her ikisi nitekim Kur’ân-ı Kerim’de “dilediğini yapınız”[15], “hayrı işleyiniz”[16] şeklinde insana bazı fiilleri emretmektedir. “İşlediklerine karşılık olarak sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır”[17], “kim zerre ağırlığında amel ilerse bunun karşılığını görecektir”.[18] Bu benzeri ayetlerde kula amel işleyen olarak nitelendirilmiştir. Bütün bu filer yaratılması yoktan var edilmesi hususunda Allah’a nispet edilirken, kesb edilmesi ve işlenmesi manasına kula nisbet edilir.[19]
Maturidî kula fiillerinin karşılığında bir yaptırım uygulanabilmesi için kulun bu fiillerde ihtiyar sahibi olması gerektiğini vurgular. Kul fiilleri yaparken öncelikle ihtiyar ve bir fiile meyli söz konusudur. Bundan sonra fiilin yapılması için kudret gerekir. Kulda fiilden önce var olan ve kişinin filer arasında ihtiyara ve meyle götüren kudrete “el-istita’atü’l-esbab ve’l-ahval” denir ki bu fiilde öncede vardır. Fiille beraber olan ve insana fiili yapabilme imkanı sağlayan kudreti Allah fiille beraber yaratır buna da “istita’atü’l-efal” denir.[20]
[1] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 60
[2] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 60; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, İstanbul 2003, 43-44
[3] Zümer 39/62
[4] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 61; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, İstanbul 2003, 86-87; İrfan Abdulhamit, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, İstanbul 1994, s. 292
[5] Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 103-106
[6] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 61
[7] Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, İstanbul 2003, 89-91
[8] Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 115-117
[9] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 62; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 110-111
[10] İrfan Abdulhamit, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, İstanbul 1994, s. 293-295
[11] M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 63
[12] Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 117
[13] M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Maturidi, İstanbul 1997, s. 287 M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 61
[14] M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Maturidi, İstanbul 1997, s. 288; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 123-124
[15] Fussılet 41/40
[16] el-Hacc, 22/77
[17] el-Vakıa 56/24
[18] el-Zilzal 99/7
[19] M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Maturidi, İstanbul 1997, s. 293; M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 63; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 125-126
[20] M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Maturidi, İstanbul 1997, s. 302; M. Sait Yazıcıoğlu, “Fiil”, DİA, XIII, s. 62; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 93; Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsanın Fiilleri, s. 127-128
CEBRİYYE, KADERİYYE VE MUTEZİLE’NİN KADER GÖRÜŞÜ
![]()
Hazırlayan: Said Akdağ
Marmara İlahiyat master öğr.
Kader veya kadr “gücü yetmek, bir şeyin hacmini ve şeklini belirlemek, bir nesneyi biçimlendirmek, bir şeyi başka bir şeyle mukayese etmek” gibi manalara gelir. Terim olarak kader veya takdir Cenab-ı Hakkın bütün nesne ve olaylarıyla kainatı ezelde planlamasından ibarettir.[1] Dolayısıyla Cenab-ı Hakkın evrende insanın iradesine bağlı olsun yada olmasın bütün herşeyi bilip planlaması kader başlığı altında incelenir. Yani ihtiyari fiiller gibi gayri ihtiyari fiillerde kaderin konusudur. Örneğin arının bal yapması,güneşin batması, ağacın meyve vermesi gibi insanın iradesi dışında gerçekleşen fiillerde kaderin konusudur. Ancak İslam Kelam düşüncesinde bir problem olarak görülmesinden dolayı bu başlık altında genel olarak ihtiyari fiiller incelenmiştir.
Bu mesele Müslümanlarda akaid,felsefe ve tasavvuf çevresinde büyük önemi olan bir meseledir ve bu konu hakkında kelamcıları üç gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki ihtiyar görüşüne meyil etmişlerdir.Bu grubu Kaderiyye ve Mutezile oluşturur. İkincisi cebre meyil etmişlerdir.Bu grubu ise Cebriyye oluşturur. Üçüncüsü ise orta yol tutarak fiillerde Allah’a ve insana eşit görevler verir.Bu görüşü savunanlar ise Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tır.
A) CEBRİYYE VE KADERİYYE’NİN GÖRÜŞÜ
İslam Kelam düşüncesinin başlangıcına gidildiğinde bu konu hakkında karşımıza birbirine zıt iki görüş ortaya çıkmaktadır. Bu görüşlerden ilki cebri görüştür.Bunlar fiilleri yüce Allah’a izafe ederler. Onlara göre insan fiillerinde mecburdur.Dolayısıyla insanın kudret ve iradesi yoktur.Bu görüşü Cebriyye savunmuştur. Kader konusundaki cebri görüşün ilk temsilcisi Cehm b. Safvan’dır (128/746). Cehme göre : Allah’tan başka hiçbir fail yoktur.Yalnız Allah faildir. İnsanlara fiiller mecaz olarak nisbet edilir. Bu tıpkı ağaç büyüdü,güneş battı demek gibidir. Oysa bunları yapanda yaptıranda Allah’tır.[2] Şehristani Cehmiyye’nin kader konusundaki görüşlerini şu şekilde açıklamıştır: “insan hiçbirşeye kadir değildir. O güçlede (istitaa) tavsif edilemez,Çünkü o fiiller konusunda mecburdur. Ne kudreti ne iradesi nede ihtiyari vardır.Ancak Allah onda fiilleri öteki cansız varlıklarda yarattığı gibi yaratır ; fiiller insana cansız varlıklara nisbet edildiği gibi mecaz olarak nisbet edilir.Tıpkı bu ağaç meyvelendi, yağmur yağdı denmesi gibidir.Ceza ve mükafatta tıpkı bütün fiiller gibi cebridir.Cebr sabit olunca teklif dahi cebr olur…”[3]
Katıksız cebri görüş nasıl cehm adıyla özdeşleştirilmişse kaderi görüşde aynı şekilde Mabed el-Cüheni (699) ve onu müteakip Gaylan ed-Dımeşki (743) ile özdeşleşir. İnsanın fiillerini kendisinin yarattığını söyleyen kaderiler bir anlamda Emevilere karşı etkin bir baş kaldırma eyiliminde olan siyasi bir hareketin itikadi cephesi gibi görünmektedir. Zira Mabed ve Gaylan’ın Emevi halifelerince öldürülmeleri yalnızca kaderi görüşe inanmalarından değil fakat bu itikadi görüşün tazammum ettiği siyasi neticelerden dolayıdır. İşte siyasi açıdan Emevi iradesine karşı oluşun bir ifadesiide olan kaderilik Abbasiler zamanında tamamen ortadan kalkmıştır.Fakat onun kader ile ilgili görüşleri Mutezile tarafından devam ettirilmiştir.[4]
Kaderilerin kader ile ilgili görüşlerini kısaca şu şekilde tasnif edebiliriz.Şöyle ki :
a) Hayır ve iyilikler Allah’tan : şer ve kötülükler insandandır.
b) Allah insanda tam ve eksiksiz bir fiil yapma gücü (istitaa) yaratmıştır.
c) İnsanın fiilleri ve amelleri kendisine bırakılmış (tefvid) tır.
d) İnsana güç verilen konuda Allah’ın kudreti yoktur.
e) İnsanın ne yaptığı ve ne olacağı konusunda Allah’ın önceden bilgisi,takdiri ve dilemesi yoktur.
f) İnsan fiilleri Allah tarafından takdir edilmiş ve yaratılmış değildir,onlar bizzat insan tarafından takdir edilir ve yapılır.[5]
B) MUTEZİLENİN GÖRÜŞÜ Mutezile Mezhebi mensuplarının kendilerine has farklı görüşleri olmakla beraber bunların hapsinin umumiyetle kabul ettiği bazı noktalar vardır. Beş esas (usul-i hamse) halinde toplanan bu prensiplerden ikincisi “adl” prensibidir. Genel olarak “adl” prensibi içerisinde incelenen konu insanın sorumluluğu, yükümlülüğü ve fiilleridir. İnsanın sorumluluğu yükümlülüklerine ve fiillerine bağlı olduğuna göre, kader kavramından söz edildiğinde açık yada gizli insan fiillerinden de bahsediliyor demektir. Zira İbn Rüşd insan fiillerini kaza ve kader başlığı altında ele alırken Maturidi, irade ile birlikte kaza ve kader meselelerinin “fiillerin yaratılması” meselesine dahil olduğunu söylemektedir.[6] Bu doğrultuda şehristanide kelam ilminin konularının dört kaidede toplandığını bunlardan ikinci kaidenin kader ve adl olduğunu bu konunu ise kaza,kader,cebir,kesb,hayrın ve şerrin irade edilmesi,makdur,malum gibi meseleleri ihtiva ettiğini söyler.[7] Watt’a göre de adl kader akidesini ve iradeyi temsil eder.[8]
Dolayısıyla “adl” yukarıda saydığımız meselelerinin hepsini içine alır.Bu doğrultuda Mutezile “adl” prensibi içerisinde efal-i ibad, cebr-ihtiyar, aslah-salah, kader konularını inceler.
Bu kısa açıklamadan sonra meseleyi daha detaylı bir şekilde incelemeye çalışacağız. Bu doğrultuda ilk olarak meselenin kaynağını açıklayacağız.
1) MESELENİN KAYNAĞI
Eş’ariye göre Peygamber efendimizin (s.a.v) vefatından sonra İslam ümmeti arasında çıkan ilk büyük ihtilaf imamet meselesiyle ilgilidir. [9] Şehristani de bu görüşe katıldıktan sonra şunları söyler: Efendimizin vefatından sonra İslam ümmeti arasında birçok ihtilaf çıkmıştır. Daha sonra bu ihtilaflar imamet ve usül konularındaki anlaşmazlıklar olarak iki kısıma ayrılmıştır.Usül konusundaki ihtilafların ise kader konusundaki bidatları ve hayır ile şerrin kadere izafesini inkar ile ilgili hususları kapsadığını söyler.[10]
Meselenin ortaya çıkış nedenlerine ilişkin birçok yorum yapılmıştır. Kasım Turhan’a göre bu meselenin sebeplerini dahili ve harici olmak üzere iki grupta toplayarak dahili olanlarıda dini ve beşeri diye ikiye ayırmak uygun görülmektedir. Bu iki sebepten dini olanından kastımız islamın temel kaynakları olan Kur’an ve hadistir. Beşeri sebep tabiriylede, islamın müntesiplerinin insan olarak sahip oldukları psikolojik özellikleri, toplumun içtimai ve siyasi yapısında bulundukları konumları kastedilmektedir. Kur’anda ihtiyarı gösteren birçok ayet vardır. Örneğin: “De ki Kur’an rabbinizden gelen bir haktır. Artık dileyen iman etsin dileyen kafir olsun”[11] “Kim bir fenalık yapar yahut nefsine zulmederde Allah’tan mağfiret dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı çok merhametli bulur. Kim bir günah işlerse onu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Hükmünde hikmet sahibidir.[12] Buna mukabil cebre delalet eden insanın seçme ve yapma gücünü yok sayan dolayısıyla insanın, Allah’ın ezeli bilgi, irade ve kudretiyle mukadder kıldığı bir hayatı yaşamak zorunda hissettiren ayetlerde vardır. Bu ayatlere örnek olarak: “Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse iman etmez.[13] “Biz her şeyi bir kadare göre yaratmışızdır…”[14] İki grup halinde gösterdiğimiz bu ayetler kader probleminin ortaya çıkışında amil olan dini sebepleri teşkil etmektedir.[15] Taftazani ilk bakışta çelişkili gibi görünen bu nasslar arasında az dahi olsa bir çatışma yoktur. Bu ayetlerden her biri insanın Allah ile olan alakasının bir yönünden söz etmektedir. Yani insan bir yandan mecburdur diğer yandan muhtardır. Dolayısıyla bir çatışma ve zıtlık yoktur.[16] Bu dini sebepler beşeri sebeplerle birleşince kader meselesi fiili bir problem olarak ortaya çıkacaktır.
İlk Müslüman nesil yani Peygemberimizin yakın arkadaşları olan sahabe arasında Rasulullah’ın ahirete irtihalinden hemen sonra imamet yahut liderlik konusunda ihtilaf meydana gelmiş ve bu ihtilaf ilerde oluşacak önemli hadiseler için toplumda psikolojik bir zeminin oluşmasında sebep olmuştur.[17] Zira üçüncü halife olan Hazreti Osman’ın şehit edilmesi ve ondan sonra cemel ve sıffin savaşının meydana gelmesi Müslümanlar arasında çözümü zor bazı akaid problemlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim ortada bir katl hadisesi vardır. Öldürende öldürülende müslümandır. Halbuki katl islamda büyük günahtır. O halde büyük günah işleyenin iman bakımından durumu nedir? Sonra bu fiili işleyen kişi fiili işlerken hür bir iradeye sahipmidir? Yoksa kaderi ilahinin mecburi bir tatbikatçısımıdır? Görüldüğü gibi İslam dünyasında zuhur eden sosyal ve siyasi bazı hadiseler neticede akaid sahasına tesir eden amiller haline gelmiştir.[18]
İşte Hz.Osman döneminden itibaren meydana gelen bu gerilimin toplumda itikadi bir çözülmeye yol açmaması için, toplum tarafından saygı duyulan manevi lider durumundaki bazı insanlar, toplumu teselli etmek için bütün bu olanları ilahi bir kadere bağlamışlardır. Fakat bu durum Emevi yöneticileri tarafından istismar edilip yaptıkları haksız uygulamaları Allah’ın kaderine bağlamak suretiyle yaptıklarını meşrulaştırmak yoluna gitmişlerdir. Bütün bu izahlar kader probleminin ortaya çıkışının islamda dini ve siyasi gelişmelerden meydana geldiğini bize gösterir.
2)MESELENİN MAHİYETİ
İslam kelam düşüncesinin başlangıç dönemine gittiğimizde insan fiilleriyle ilgili iki zıt görüşün mevcut olduğunu görürüz. Bunlardan ilki yukarıda saydığımız tereddütlerden meydana gelen cebri görüştür. İkincisi ise bu görüşe muhalif olarak gelişen kaderi-mutezili görüştür. Mutezilenin adl ilkesiyle açıkladığı bu görüşe göre insan irade hürriyetine ve bir fiil yapabilme gücüne sahip olduğu için yaptıklarından sorumludur. Aksi taktirde kendisine ait olmayan fiillerden sorumlu tutulmasının ve bu yüzden cezalandırılmasının adaletsiz olacağı kesindir. Mutezile adl ilkesini açıklarken bunu tevhide dayandırarak açıklar. Onların tevhit ilkelerinde göze çarpan en belirgin husus ise ilahi sıfatların ilahi özden ayrı ve kadim olmayışlarıdır. Zira irade ezeli olmayıp muhdes bir sıfattır. İlahi irade ezeli olmayınca tabii olarak insan fiilleride ezelden belirlenmiş olmayacaktır.[19]
Mutezile, Allah’ın küfürü günahları ve başkasının fiillerinden hiç bir şey yaratmadığı hususunda fikir birliği etmiştir.(Salih kubbe hariç) Bunlar iman ismini ve onu güzel olduğu; küfür ismini ve onu çirkin olduğu hükmünü Allah’ın verdiğini söylerler. Fakat Allah kafiri kafir olmadan yaratmıştır. O sonra kafir olmuştur. Müminde böyledir. Allah adil olduğu, güzeli isteyip yaptığı aksine çirkini yapmayacağı için kullarını güçlerinin yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz.Mutezileye göre Allah mala yutakı teklif etmez. Çünkü onun adil olması bunu teklif etmesini caiz kılmaz.Ebu Hanifeye göre ise Allah’ın bunu teklif etmesi caizdir ve adaletine aykırı değildir. Fakat burada kendi ihtitarıyla böyle bir şeyi yapmaktan kaçınmıştır.[20] Mutezileye göre ise bu çirkin bir şeydir. Allah’ın, dini meselelerinde kulları için en uygun olanı yapması, yükümlü oldukları şeyleri yerine getirebilmeleri için muhtaç oldukları hususlarda engelleri gidermesi gerekir.(izahu’l-ilel)
İnsanın fiillerinin faili olduğu hususunda bütün mutezile ittifak etmiştir. İnsanın fiilleri Allah tarafından yaratılmış değildir, aksine insan onların yaratıcısıdır.(muhdis)ve o bütün tasarruflarında serbestir. Her nekadar kula güç veren onları güçleriyle yaptıkları konularda(makdurat) güçlü kılan Allah isede o,başkasının makdurunda kadir değildir. Çünkü iki kadirin bir tek makduru olması mümkün değildir. İnsan canlı ve kendiliğinden güç yetirebilen bir varlıktır. İşte fiil bu istitaa veya kudret sayesinde meydana gelir. En-naşi dışında bütün mutezililer insanın mecaz olarak değil gerçek anlamda fail, muhdis, muhderi ve münşi olduğu görüşündedir. Mutezile, fiilin kendisiyle meydana geldiği şey olarak anladıkları istitaanın, insanda fiilden önce mevcudiyetinde, onun herhangi bir fiile veya onun zıttına elverişli olduğunda ve fakat fiili gerektirici olmadığında görüş birliği içindedirler.[21]Ehl-i Sünnet ise gücün fiille beraber verildiğini söyler.Zira Ebu Hanife istitaat, fiille beraberdir, kulun masiyet işlemesine elverişli olan istitaat kulun taat işlemsesinede uygundur.Ve bu güç kulda fiilden önce bulunmaz.Eğer böyle olsaydı kul ihtiyaç anında Allah’tan mustağni olurdu demektedir.Mutezile ise Allah kula fiili yaratma gücü veriyor ve bunu fiili işleme anından önce veriyor.Artık kula bu güç verildikten sonra Allah’a ihtiyaç kalmıyor.Yani Allah kula verdiği bu özgür alan içerisine giremiyor.[22] Bişr, Sümame ve Gaylan’a göre istitaa, organların sıhhat ve selameti afetlerden hali olmasıdır. Ebu Huzeyl, Muammer ve el-murdara göre istitaa araz olup sıhhat ve selamet değildir. Mutezilenin çoğunluğuna göre o devam eder. Bazı Mutezilelere göre ise istitaa iki anda devam etmez. Fiil ikinci anda yok olan önceki kudret ile var olur. Lakin acz ile birlikte fiilin meydana gelmesi caiz olmadığından Allah ikinci anda bir kudret yaratırki böylece fiili önceki kudretle meydana gelir.
Nazzam ve El-esvari ye göre insan kendiliğinden güç yetirebilen bir canlıdır. Yani hayat ve istitaa insanın özünden ayrı değildir. Ebu Huzeyl, Muammer ve Mutezilenin çoğu ise insanın hayy ve mustati olduğunu fakat hayat ve istitaanın ondan başka bir şey olduğu görüşündedirler. Dolayısıyla ona fiilden önce ihtiyaç duyulur, fiil var olduğunda insanın ona ihtiyacı kalmaz.
Mutezile fiilde kuvvetin kullanılıp kulanılmadığı konusunda ise iki gruba ayrılmıştır. Cubbai fiilide kuvvetin kullanılmasını inkar etmiştir. O kullanmanın, kullanılan şeyde ortaya çıktığını söylemiştir. Bununla beraber o, fiilin kudretle meydana geldiğini iddia etti. Abbad, kuvvetin kullanılmasını inkar etmiştir. Mutezilenin çoğu, kendisiyle fiilin işlenmesi anlamında fiilide kudretin kullanıldığını söylerler.
İnsanın, işleyişinden sorumlu olduğu fiil doğrudan yaptığı fiilmidir? Yoksa o, işlediği bir fiilden doğan ortaya çıkan fiildende sorumlumudur? Mutevellid fiil adı verilen bu görüşün Bağdat Mutezilelerinin reisi Bişr b. El-Mutemir ihdas etmiştir. Bu konuda tesbit edilen mutezili görüşler kısaca şunlardır: 1) Bişr şunları söylemiştir: bizim fiilimizden tevellüd eden bir şey bizim fiilerimizdir; vurma esnasında meydan gelen ağrı, yeme anında ortaya çıkan lezzet v.s. bütün bunlar bizden baki olan sebeplerden meydana gelen şeylerdir. Aynı şekilde düşme esnasında elin ve ayağın kırılması yahut kemiğin tedavisiyle iyileşmesi insan fiilidir. 2)Ebu’l- Huzeyl ve onun görüşündekiler şunları söyler : insan fiilinden tevellüd eden her şey insan onun keyfiyetini biliyorsa, onun fiilidir. 3) Nazzam’ın görüşü şudur: insanın hareketten başka bir fiili yoktur ve o ancak kensinde işler. Ona göre, insan fiilleri tek bir cinstir ve hepsi bir harekettir. Bütün hareketlerde arazdır ve bütün hareketlerden başak arazda yoktur. 4) Muammer ise bu konuda şunları söyler: insan kensinde hareket ve sukün yapmaz. O, kendisinde irade, bilgi, nefret, düşünme ve temsil yapar. Kendi dışında ise hiçbirşey yapmaz, çünkü o, bölünmeyen, parçalanmayan bir cuz ve manadır ve o, bedenle temas etmeksizin onu yönetir. Mütevellid fiiller ve hareket, sukün, renk, tat, koku,sıcaklık, soğukluk, kuruluk, yaşlık gibi cisimlere hulul eden şeyler, cismin tabiatı gereği hulul ettikleri cismin fiilidir. Allah cisimler dışnda bir şey yaratmamıştır. O araz yaratmaz. Arazlar cisimlerin yaratmalarıdır. Cisimlerin arazları yaratmaları ihtiyari olur.5) Salih kubbe şunları söyler: insan ancak kensinde fiilleri işler. Onun fiili esnasında meydana gelen (atıldığında taşın gitmesi gibi) fiiller Allah tarafından yaratılır.6) Sümame şunları söyler: insanın iradeden başka fiili yoktur. İradeden başka meydana gelen şeylerin muhdiside yoktur. Ancak bunlar mecaz olarak insana nisbet edilir.7)Cahız ise şunları söyler: iradeden sonra olan şey tabiatı gereği insanındır ve onun ona ihtiyarı yoktur. İnsanda iradeden başka ihtiyarla bir fiil meydana gelmez.8) Dırar b. Amr’ın görüşü ise şöyledir: insan başkasında kendisinin dışında fiil yapabilir ve onun fiilinden başkasında tevellüd eden hareket yahut sukün cinsinden bir şey insanın kesbi, Allah’ın yaratmasıdır.[23]
[1] Bekir Topaloğlu, İslamda İnanç Esasları, s.143, ist. 2004.
[2] M. Ebu Zehra, İslamda Siyasi, İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi,
[3] Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal s.
[4] M.ebu Zehra
[5] Kasım Turhan, Kelam ve Felsefe Açısından İnsan Fiilleri, s. 51, ist 2003.
[6] Kasım Turhan,Kelam ve Felsefe Açısından İnsan Fiilleri, s.34-35, İfav Yayınları, ist.2003
[7] Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, trc.Mustafa Öz, s, 24, Ensar Yayınları , ist.2005
[8] M.Watt, İslam Düşüncesini Teşekkül Devri, trc.E.R Fığlalı, s.286
[9] Eş’ari, Makalatü’l-İslamiyyin Ve İhtilafu’l-Musallin, s.27, trc, M. Dalkılıç, Ö. Aydın
[10] Şehristani, age, s.39-41
[11] Kehf 29
[12] Nisa 110-111 Ayrc Bknz. Müddesir 33-38, Kehf 29-30, Bakara 286, Yasin 54, Sebe 50, Fussulet 46-17, İnsan 3, Zümer 18
[13] Yunus 100
[14] Kamer 49 Ayrc Bknz. Hadid 22, Enam 35,135, Secde 13, Müddessir 31, Şura 49-50, İnsan 29-30…
[15] Turhan, age ,s.36-40
[16] Taftazani, age, s.162
[17] Turhan ,age, s.40
[18] Topaloğlu, age, s.27
[19] Turhan, age, s.53 -62
[20] Beyazizade, Ebu Hanife’nin İtikadi Görüşleri, trc. İlyas Çelebi, s. 108, ist. 2000.
[21] Eşari, age, s.
[22] Beyazizade, age, s. 107.
[23] Eş’ari,Makalat, s. 199-208 ve 296-304
MUTEZİLE MEZHEBİ LİTERATÜRÜ
Pek çok kaynakta nakledildiğine göre mezhebinin kurucusu Vasıl b. Ata’dır o hocası Hasan-i Basri’den müktekibe-i kebire meselesi konusunda görüş ayrılığına düşmüştür ve ondan itizal etmiştir. Mutezile mezhebinin beş temel esası bulunmaktadır. Bunlar; adl, tevhid, vaa’d ve vaîd, menzile beyne’l-menzileten, emri bi’l-maruf ve’n-nehyi ani’l-münker’dir. daha sonraki yıllarda pek çok kollara ayrılmıştır. bu mezhebin en önemi özelliği nakle karşı aklı öne almalarıdır.
AMR b. UBEYD
Ebu Osman Amr b. Ubeyd el-Basri (ö. 144/761)
er-Red ale’l-Kaderiyye
kitabü’l-Adl ve’l-tevhid
ESAM
Ebu Bekir Abdurrahman b. Keysan el-Esam (ö. 200/816)
Tefsirü’l-Kur’an
NAZZAM
Ebu İshak İbrahim b. Seyyar en-Nazzam (ö. 220-230[835-844] arası)
Fi’t-Tevhid
Ale’s-Seneviyye
el-Alem
CA’FER b. MÜBEŞŞİR
Ebu Muhammed Ca’fer b. Mübeşşir es-Sakafi (ö. 234/848)
Kitabü’l-Hikaye ve’l-mahki
el-Hücce ‘ala ehli’l-bida
Me’anil-ahbar ve şerhuha
el-Emr bi’l-ma’ruf ven-nehy ‘anil-münker
ABBAD b. SÜLEYMAN
Abbad b. Süleyman es-Saymeri (ö. 250/864)
Kitabu’l-inkar en yahluka’n-nâs ef’alehum
Kitabû tesbiti delaleti’l-a’râz
Kitabu isbati’l-cüz’illezi la yetecezze
el-Ebvab
CAHIZ
Ebu Osman Amr b. Bahr el-Cahız (ö. 255/869)
el-Osmaniye
Kitab fil-Abbasiyye
Tasvibü Ali fi tahkimi’l-hakemeyn
Fazilatü’l-Mu’tezile
Kitabu’r-Red ‘ala ashabi’l-ilham
Kitabü Halkı’l-Kur’an
Hucecü’n-nübüvve
er-Red ‘ale’n-nasara ve’l-yehud
HAYYAT
Ebu’l-Hüseyin Abdurrahim b. Muhammed el-Hayyat (ö. 300/913)
el-İntişar
CÜBBAİ
Ebu ali Muhammed b. Abdülvehhab el-Cubbai /ö. 303/916)
Tefsirü’l-Kur’an
Mütşabihü’l-Kur’an
EBU’L-KASIM el-BELHİ
Ebu’l-Kasım Abdullah b. Ahmed b. Mahmud el-Belhi el-Ka’bi (ö. 319/931)
el-Makalat
KADI ABDÜLCEBBAR
Kadı İmadüddin Ebu’l-Hasan Abdülcebbar b. Ahmed el-Hemedani (ö. 415/1024)
Müteşabihü’l-Kur’an
Tenzihü’l-Kur’an
Tesbitü dela’ili’n-nübüvve
el-Muğni fi ebvabi’t-tevhid ve’l-‘adl
el-Muhtasar fi usuli’d-din
fazlü’l-i’tizal
MAVERDİ
Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Habib el-Maverdi (ö. 450/1058)
Edebü’d-dünya ve’d-din
Kitabu’l-adab ve’l-gazi
Kitab’ü-Alami’n-Nübüvve
Kitap el-Ahkam es-Sultaniyye
MUHAMMED b. ŞEBİB
Muhammed b. Şebib (ö. 319/931)
EBU REŞİD en-NİSABURİ
Ebu Reşid Said b. Muhammed en-Nisaburi (ö. V./XI. Yüzyıl)
Ziyadatü’ş-Şerh
Kitabü’t-Tenbih
İ’cazü’l-Kur’an
HAKİM el-CÜŞEMİel-Hakim Ebu Sa’d el-Muhassin b. Muhammed el-Cüşemi el-Beyhaki (ö. 494/1101)
Risaletü İblis ila ihvanihi mine’l-Mücbire ve’l-müşebbihe fi’ş-şikayeti ‘ani’l-Mu’tezile
et-Te’sir ve’l-mü’essir
Şerhu 2Uyuni’l-mesail
Cilalü’l-ebsar fi mutuni’l-ahbar
er-Risaletü’t-tamme fi nasihati’l-‘amme
ZEMAHŞERİ
Ebü’l-Kasım Mahmud b. Ömer ez-Zemahşeri el-Harezmi (ö. 538/1144)
el-Keşşaf
İBNÜ’L_MURTAZA
Mehdi-Lidinillah Ahmed b. Yahya el-Murtaza (ö. 840/1437)
el-Kala’id fi tashihi’l-aka’id
el-Milel ve’n-Nihal
riyazetü’l-efham fi latifi’l-Kelam
YENİ İLMİ KELAM DÖNEMİ
Harputi’nin ifadesi ile “üçüncü kelam devri”. Bu dönemde Avrupa’da rönesanstan sonra değişen bilim anlayışıyla beraber İslâmî ilmler de çağdaş batı felsefesine aşina bazı alimler yeni tedvin ettikleri eseleri bu yeni ilm anlayışı çerçevesinde ele almışlardır. bu dönemde uzun aradan sonra telif eserler görülmeye başlanış. İtikadi konular çağın gereklilikleri de göz önüne alınarak bilimsel ve çağdaş batı felsefesi ışığında yeniden ele alınmıştır.
CEZAİRİ
Abdülkadir el-Cezairi (ö. 1883)
Zikra zevi’l-fazl fi mutabakatierkani’l-İslami’l-‘akl
EFGANİ
Cemaleddin el-Efgani (1839-1897)
et-Ta’likat ‘ala Şerhi’d-Devvani li’l-‘Aka’idi’l-Adudiyye
el-‘Urvetü’l-vüska
SEYYİD AHMED HAN
Sir Seyyid Ahmed Han (1817/1898)
Life of Muhammed
Lecture on İslam
MANASTIRLI
Manastırlı İsmail Hakkı (ö. 1330/1912)
Telhisü’l-kelam fi berahin-i akaidi’l-İslam
er-Risaletü’l-Hamidiyye
Tercüme-i risaleti’l-hamidiyye
KASIMİ
Cemaleddin el-Kasımi (1866-1914)
Delailü’t-Tevhid
Tarihu’l-Cehmiyye ve’l-Mu’tezile
Mev’izetü’l-mü’minin min ihya’i ulümi’d-din
FİLİBELİ
Şehbenderzade Felibeli Ahmed Hilmi (1865-1914)
Allah’ı İnkar Mümkünmüdür
Asr-ı Hamidi’de alem-i İslam ve sunusiler
Yeni Akaid
ŞİBLİ NU’MANİ
Şibli Nu’mani (1857-1914)
İlm’i Kelam-ı cedid
Asr-ı Saadet
Tarih-i ilm-i kelam
HARPUTİ
Abdüllatif Harputi ( 1842-1916)
Mecalisü’l-envari’l-ahadiyye ve mecami’u’l-esrari’l-Muhammediyye
Tenkihu’l-kelam fi ‘aka’idi ehli’l-islam
Tekmile-i Tenkihu’l-kelam
BABANZADE
Babanzade Ahmed Naim (1872-1934)
Hikmet Dersleri
ELMALILI
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878-1942)
Hak Dini Kur’an Dili
Metalib ve Mezahib
İKBAL
Muhammed İkbal (1876-1938)
The Development of Metephy ics in Persia
The Reconstruction of Religious Thought in İslam
İslam and Ahmedism
MEHMET ALİ AYNİ
Mehmet Ali Ayni (1869/1945)
Reybilik
Bedbinlik ve Lailahilik Nedir
İSMAİL FENNİ
İsmail Fenni (Ertuğrul) (1855-1946)
Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali
Kitab-ı İzale-i Şükuk
Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin-i Arabi
Küçük Kitapta Büyük Mevzular
Hakikat Nurları
İZMİRLİ
İzmirli İsmail Hakkı (1868-1946)
Muhassalü’l-kelam ve’l-hikme
Mülahhas ilm-i Tevhid
Yeni İlm-i Kelam
Din-i İslam ve Din-i Tabii
el-Cevabü’s-sedid fi beyani dini’t-tevhid
el-Furkan beyne’t-tevfik ve’l-hızlan
MEHMET ŞEREFETTİN
Mehmet Şerefettin (Yaltkaya) (1879/1947)
Kelam savaşları
Dini makalelerim
Tanrı bu varlığı ne için yarattı
ŞEYHÜLİSLAM MUSA KAZIM
Şeyhülislam Musa Kazım Efendi (1869-1954)
Külliyat-ı şeyhul-islam Musa Kazım
FERİD VECDİ
Muhammed Ferid Vecdi (1875-1954)
el-Hadikatü’l-fikriyye fi isbati vücüdi’llah bi’l-berahini’t-tabi’iyye
el-İslam fi’aşri’l-‘ilm
el-İslam dinü’l-medeniyye
el-İslam dinü’l- hidaye ve’l-ıslah
el-Mer’etü’l-müslime
Nakdü Kitab Fi’ş-Şi’ri’l-cahili
es-Siretü’l-Muhammediyye
Lord Kromer ve’l-İslam
Sefirü’l-İslam
AHMED EMİN
Ahmed Emin (1886-1954)
el-Ahlak
Fecru’l-İslam
el-Mehdi ve’l-mehdeviyye
ARABKİRLİ
Arabkirli Hüseyin Avni (1864-1954)
İlm-i Kelam Dersleri
SAİD NURSİ
Bediuzzaman Said Nursi (1876-1960)
İman Hakikatleri
Lem’alar
Ma’rifetü’n-Nebi
MEHMET ŞEMSETTİN
Mehmet Şemsettin (Günaltay) (1884/1961)
Hurafattan Hakikata
İsbat-ı Vacib ve Ruh Nazariyesi
HASAN BASRİ
Hasan Basri (Çantay) (1887-1964)
Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Fikh-ı ekber tercümesi
AKKAD
Abbas Mahmud b. İbrahim el-Akkad (1889-1964)
Allah
El-İnsan fi’l-Kur’an
ÖMER NASUHİ
Ömer Nasuhi (Bilmen) (1883-1971)
Muvazzah ilm-i Kelam
ŞELTUT
Şeyh Mahmud Şeltut (ö. 1984)
Akaid ve şeriat
FAZLURRAHMAN
Fazlurrahman (1919-1988)
İslam
Prophecy in İslam
SELEFİYYE KELAM EKOLÜ LİTERATÜRÜ
![]()
“İlk alimler, geçmiş İslam büyükleri” manasına gelen bu kelime akaidde nassda varid olanı -müteşabih ile birlikte- aynen kabul edip teşbih ve tecsime düşmekle beraber tevile de gitmeyen Ehl-i Sünnet’i hassayı ifade eder. Selefiyye kendisini Resulullah (SAV)’in yolunu takip edenler olarak açıklar. Tabiin, mezhep imamları ve büyük fukahalar, muhaddisler selefidir. Ehl-i Sünnet’in doğuşuna kadar Ehl-i Sünnet çizgisini takip ettikleri söylenebilir. Ehl-i Sünnet’in ortay çıkmasından sonra aşağı yukarı her dönemde selef akidesini benimseyenler olmuştur. Onlar Allah’ın zati, fiili ve haberi sıfatlarının hepsini nasslarda varid oldukları şekilde tevile tabi tutmadan kabul ederler. Bundan dolayı sıfatiyye olarak da adlandırılmışlardır. Akaidde akla önem atfetmezler ve müteşabihatta tevile yeltenmezler. Müteşabihatın zahirine inanır batınını tasdik eder iç yüzünün anlaşılmasını Allah’a bırakırlar. Onların genel prensiplrini “aslını kabul vasfını terk” olarak açıklamak mümkündür.
ŞAFİİ
Muhammed b. İdris eş-Şafii (ö. 204/820)
Ø Kitab-ü vasiyyeti’ş-Şafi’i İBN SELLAM
Ebu Ubeyd Kasım b. Selam (ö. 224/838)
Ø Kitabü’l-imanØ el-İman AHMED b. HANBEL
Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (ö. 241/855)
Ø Kitabü’s-sünne
Ø el-Mesa’il
Ø er-Red ‘ale’z-zenadıka ve’l-Cehmiyye
Ø el-Akide
Ø Kitabü’l-İman MUHASİBİ
Ebu Abdullah el-Haris b. Esad el-Muhasibi (ö. 243/858)
Şerhu’l-Ma’rifetel-Ba’s ve’n-Nüşürer-Ri’aye li-Hukukillah azze ve celleRisaletü’l-müsterşidin
BUHARİ
Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buhari (ö. 256/870)
Ø el-Cami’us-sahih
Ø halku ef’ali’l-‘ibad
Ø el-Akide
Ø Ahbarü’s-sıfat
Ø Kitabü’l-İman DARİMİ
Ebu Said Osman b. Said ed-Darimi (ö. 280/894)
Ø er-Red ‘ale’l-Cehmiyye
Ø en-Nakz ‘ale’l-Merisi TABERİ
Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir et-Taberi (ö. 310/922)
Ø Camiu’l-beyan an te’vili’l-Kur’an
İBN HUZEYME
Ebu Bekir Muhammed b. İshak b. Huzeyme es-Sülemi en-Nisaburi (ö. 311/923)
Ø Kitabü’t-Tevhid
Ø Kitabü’l-İmame
Ø Kitabü’l-İman
TAHAVİ
Ebu Ca’fer Ahmed b. Muhammed el-Ezdi et-Tahavi (ö. 321/933)
Ø Risale fi usulid’din
ACURRİ
Ebu Bekir Muhammed b. Hüseyin el-Accuri el-Bağdadi (ö. 360/970)
Ø Kitabü’ş-Şeri’a
Ø Kitabü’r-Rü’ye MALATİ
Ebu’l-Hüseyin Muhammed b. Ahmed el-Malati et-Taraifi (ö. 377/987)
Ø et-Tenbih ve’r-red ala ehli’l-Ehva ve’l-Bid’a HATTABİ
Ebu Süleyman Hamd (Ahmed) b. Muhammed el-Hattabi el-Busti (ö. 388/998)
Ø Kitabü Şe’ni’d-du’a
Ø Kitabu’l-‘Uzle İBN MENDE
Ebu Abdullah Muhammed b. İshak b. Muhammed b. Yahya b. Mende (ö. 395/1004)
Ø Kitabü’l-İman
Ø Kitabü’t-Tevhid ve ma’rifeti esma’illahi ‘azze ve celle ve sıfatihi ‘ale’l-ittifak ve’t-teferrüd
Ø er-Red ‘alae’l-Cehmiyye
LALEKAİ
Ebü’l-Kasım Hibetullah b. Hasan b. Mansur et-Taberi el-Lalekai (ö.418/1027)
Ø Şerh-u usul-i i’tikadi ehlis-sünne ve’l-camaa mine’l-kitabi
Ø el-Münteka min şerh-i usuli i’tikadi ehlis-sünne ve’l-camaa
İBN METTEVEYH
Ebu Muhammed Hasan b. Ahmed b. Metteveyh (ö.V./XI.yüzyıl)
Ø et-Tezkire fi ahkami’l-cevahir ve’l-a’raz
Ø el-Mecmu’ fi’l-Muhit bi’t-teklif
Ø el-Kifaye fi ‘ilmi’l-kelam İBN HAZM
Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said b. Hazm el-Endelüsi (ö. 456/1064)
Ø el-Fasl
Ø et-Takrib li-haddi’l-mantık ve’l-medhal ileyhi bi’l-elfazi’l-‘ammiye ve’l-emsileti’l-fıkhiyye
Ø Müdavatü’n-nüfus
Ø el-Usul ve’l-füru’ EBU YA’LA el-FERRA
Ebu Ya’la Muhammed b. Hüseyin … el-Ferra el-Hanbeli (ö. 458/1066)
Ø Kitabü’r-Rivayeteyn ve’l-vecheyn
Ø Mesailü’l-iman
Ø Muhtasarü’l-Mu’temed fi usuli’d-din HEREVİ
Ebu İsmail Hace Abdullah b. Muhammed el-Ensari el-Herevi (ö. 481/1088)
Ø Zemmü’l-kelam
Ø Kitabü’l-Erba’in fi dela’ili’t-tevhid RAGIB el-İSFAHANİ
Ebu’l-Kasım Hüseyin b. Muhammed b. Mufaddal er-Ragıb el-İsfahani (ö. 502/1108)
Kitabü’lmüfredat li elfazı’l-Kur’an
İBN AKİL
Ebu’l-Vefa Ali b. Akil el-Bağdadi (ö. 513/1119)
Ø Resa’il fi’l-Kur’an ve isbatü’l-harf ve’ş-şavt redden ‘ale’l-Eş’ariyye
Ø el-İrşad fi usuli’d-din
Ø el-Fünun
Ø el-Vazıh fi usuli’l-fıkh
İBNÜ’L-CEVZİ
Ebu’l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman b. Ali … el-Cevzi (ö. 597/1200)
Ø Def’u şübheti’t-teşbih
Ø es-Sebat ‘inde’l-memat
Ø Tezkiretü
Ø Üli’l-beşa’ir fi ma’rifeti’l-kebair
Ø Saydü’l-hatır
Ø Telbisi İblis
Ø el-Karamita İBN KUDAME el-MAKDİSİ
Ebu Muhammed Muvaffakuddin Abdullah b. Kudame el-Makdisi (ö. 620/1223)
Ø Lüm’atü’l-i’tikadi’l-hadi ila sebili’r-reşad
Ø İsbatü sıfati’l-‘uluv
Ø Münazara fi’l-Kur’ani’l-‘azım
Ø el-Burhan fi beyani’l-Kur’an
Ø Zemmü’t-te’vil
Ø Tahrimu’n-nazari fi kütübi ehli’l-kelam
Ø el-‘Akide fi ‘ilmi’t-tevhid
Ø Risaletü’t-tenzih
Ø es-Sıratü’l-müstakim fi isbsati’l-harfi’l-kadim
İBN TEYMİYYE
Ebu’l-Abbas Şeyhulislam Takıyyüddin Ahmed b. Abdülhalim … b. Teymiyye el-Harrani (ö. 728/1328)
Ø el-‘Akaidetü’l-Vasıtıyye
Ø Minhacü’s-sünne
Ø Muvafakatü sahihi’l-menkulİktiza’ü’s-sırati’l-müstakim
Ø eş-Şarimü’l-meslül ‘ala şatimi’r-Resul
Ø el-‘Akidetü’l-Hameviyye
Ø er-Risaletü ‘t-Tedmüriyye
Ø el-İman
Ø el-İstiğase
Ø el-Furkan beyne evliya’i’r-rahman ve evliya’i’ş-şeytan
Ø en-Nübüvvat
Ø er-Risaletü’l-kudsiyye İBN KAYYIM el-CEVZİYYE
Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ebu Bekir, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö.751/1350)
Ø el-Kasidetü’n-nuniyye
Ø Hadi’l-ervah
Ø er-Ruh
Ø er-Ruh ve’n-nefs
Ø Miftahu dari’s-sa’ade ve menşuru velayeti’l-‘ilm
Ø Hidayetü’l-hayara
Ø Şerhu esma’i’llahi’l-hüsna
Ø el-Keba’ir
BABERTİ
Ekmeleddin Muhammed b. Mahmud el-Baberti (ö. 786/1384)
Ø Şerhu Akideti Ehli’s-sünne ve’l-cema’a
Ø Şerhu Vasiyyeti’l-İmami’l-A’zam İBN EBÜ’L-İZ
Ebu’l-Hasan Sadreddin Ali b. Ali b. Muhammed b. Ebu’l-İz el-Hanefi (ö. 792/1390)
Ø Şerhu’l-‘Akideti’t-Tahaviyye
Ø Kitabü’t-Tehzib li-zihni’l-mürib
İBN HALDUN
Ebu Zeyd Abdurrahman b. Muhammed b. Haldun el-Hadrami (ö. 808/1406)
Ø Lübabü’l-Muhassal fi usuli’d-din
İBNÜ’L-VEZİR
Ebu Abdullah Muhammed b. İbrahim b. el-Murtaza…el-Vezir (ö. 840/1436)
Ø el-Burhanü’l-kati’ fi isbati’ş-şaniTercihu esalibi’l-Kur’an ‘ala esalibi’l-Yunanİşaru’l-hakTahriru’l-kelam
SÜYUTİ
Celaleddin Abdurrahman b. Ebu Bekir el-Kemal es-Süyuti (ö. 911/1505)Ø Şerhu ‘akaidi’l-Adudiyye ŞEVKANİ
Muhammed b. Ali b. Muhammed eş-Şevkani (ö. 1250/1834)
Ø İrşadü’s-sikat ila ittifakı’ş-şeri’a ale’t-Tevhid ve’l-mead ve’n-nübüvvet
Ø Tenbihu’l-afadıl ala ma vered fi ziyadeti’l-ömr ve noksanühü ABDUH
Muhammed Abduh b. Hasan Hayrullah (1849-1905)
Ø Risale fi vahdeti’l-vücud
Ø Risaletü’t-Tevhid ALÜSİ
Ebü’l-Meali Cemaleddin Mahmud Şükri b. Abdullah el-Alüsi (1857-1924)
Ø Gayetü’l-emani fi’r-red ale’n-Nebhani
Ø Fethu’l-mennan
REŞİD RIZA
Muhammed Reşid Rıza (1865-1935)
Ø el-Vahyü’l-Muhammedi
Ø Nida li cinsi’l-latıf HUCENDİ
Muhammed Sultan b. Muhammed el-Ma’sumi el-Huccendi (1880-1960)
Ø Hükmullahi’l-vahidi’s-samed fi hükmi’t-talibi mine’l-meyyiti’l-meded
Ø Muhtasaru tercemeti hali Muhammed Sultan
-
Yeni
- ALLAH’IN CAMİLERDEKİ KÜÇÜK MİSAFİRLERİ VE DİN GÖREVLİLERİ…
- Cahiliye dönemi din anlayışı
- MEKTUNUZ VAR!!! (MIYDI?)
- BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ? YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.
- ÇANAKKALE’DE UYANMAK….
- HAYAT’IN NİRENGİ NOKTLARI(ında DİN)
- MESEL-Ü A’LÂ (Kelam İlmi üzerine bir değerlendirme)’
- Çocuk Eğitiminde Tedricilik…
- AHLAKİ YOZLAŞMA II.
- AHLAKİ YOZLAŞMA I.
- Hz. Hüseyin; Bir Başkaldırı mı, Hilafet Arzusu mu?
- KÛTU’L-KULÛB (EBU TALİB el-MEKKÎ)
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ekim 2009 (1)
- Mayıs 2009 (1)
- Nisan 2009 (4)
- Mayıs 2008 (5)
- Temmuz 2007 (5)
- Haziran 2007 (27)
- Mayıs 2007 (2)
- Mart 2007 (2)
- Şubat 2007 (4)
-
Kategoriler
- Bahailik
- Bir dünya dini oluşturma projesi
- Bir demet güzellik (Secki yazılar-siirler)
- BİYOGRAFİLER
- Cüneyd Bağdadî
- Düşünceler Düşünce…
- Ebu Talib el-Mekki
- Ehli Sünnet ve Kulların fiileri (ef’âl-i ibâd
- Gönül bahcesinden
- Hariciler
- Harputî
- Hızır Bey
- Kûtu’l-Kulûb
- KELAM KONULARI
- Kelam Problemi olarak “Kadın”
- Literatür-önemli isimleri-eserleri
- Maturidî Literatürü
- Mihrab Dergisi
- Mu’tezile Literatürü
- Mu'tezile
- MZHEPLER TARİHİ
- Selefî Literatürü
- Tahavî
- Uncategorized
- Yahudi Mezhepleri
- Yeni ilmi kelam tanımlası
- Yeni İlm-i Kelam Literatürü
- İbn Tufeyl
- İsiyim
- İslâm Düşüncesinde Yenilik Arayışları
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS


