“Bir Köşesinden Başlamalı hayata…”
Bir köşeden başlamalı
Bir köşesinden hayatın…
Bilmem neresinden. Gözlerimi açtığımda işte bu yaşımdayım. Günler ne kadar yavaş geçiyor üstelik. Çocukluğumun hayalleri o kadar uzakta ki?
Bu kadar değişmiş olamaz. Zaman dediğimiz mahluk bu kadar hızlı akamaz. Neden bir daha gözlemi yumayım, neden uyandığımda yaşlı olmak için mi? Oysa hani en cevval çağındayız ömrün.
Bir köşeden başlamalı, evet bir köşesinde hayatın…
Geriye dönünce pişman olmamak için, aslında her şeyin bir yudum mutluluk için olduğunu farzederek… neden koşup koşup yetişememek, neden hep hayallerin peşinde koşup da yakalayamamak, oysa neden hayaller bu kadar uzak… benim elde ettiklerim hayallerim… ve ben elde ettiklerimi hayallerim…
Beklentilerimiz neden bu kadar ufkun ardında ki? Neden bir ekmek bir tas çorba bizi sevindirecekken, sağlık düşmanı pastaları arzularız… değil mi ki; beklentilerimiz ne kadar büyükse, hayal kırıklılıklarımız da öyle devasa…
Bir yerinden başlamalı hayatın… bir ucundan köşesinden…
Mutlu olmayı bilmek gerek… mutlu olabilmek için… bir gün elinizde huzurunuzdan başka hiçbir şey kalmadığında keşke diyeceksin, keşke!
Prof. Olup da ciltler dolusu kitap taşıyacağıma, rabbimle baş başa bir dağda olup da, azığım huzur ve mutluluk olaydı.
Bir ucundan başlamalı… sonu gelmeden bir gün…
çıkıp giderken kapının eşiğinden
gülümsemek için arda kalanlara….
İSLÂM DÜŞÜNCESİNDE YENİLİK ARAYIŞLARI
“Yeniyi söylemelisin
ve yine de hep eskiyi
.Hep yalnızca eskiyi söylemelisin,
Ama yine de yeni bir şey!”[1]
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YENİLİK ARAYIŞLARI
İslâm düşüncesi yaşadığımız asırda yeni bir kimlik arayışı ile karşı karşıyadır. XX. yüzyılın gerçekleri karşısında Müslümanların dolayısı ile onların İslâm anlayışının kendileri ile bir yüzleşmesi ve bir iç sorgulama kaçınılmaz görünmektedir. Özellikle son dönemde İslâm dünyasının batı karşısında devamlı kan kaybetmesi İslâm’ın bir zaafı olarak algılanmış, müslümanların çağa ittiba olamaması, ve yeni düşünce sistemlerine intibakta sorunlar yaşaması önemli düşünce sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Tarihin belli dönemlerinde mensupları ileri bir medeniyet ortaya koyan bu düşüncenin temsilcileri maalesef son dönemde bir gerileme içine girmiştir. Öncelikle bu sorun kaynağını İslâm’ın ana kaynaklarını doğru bir şekilde anlayamama ve anlamlandıramama olarak göze çarpmaktadır. Bu konuda özellikle son birkaç asırda büyük problemler yaşanmıştır. Konuyla ilgili olarak İkbal İslâm dünyasındaki fikri içtimai, ruhi buhranların doruk noktasına ulaştığını belirtiyor, ikbale gör bu beş asırlık bir durgunluğun sonucu idi. İslâmi bilinçte doğan rasyonellik krizi genç nesilleri rahatsız ettiğini ve onların inançlarına yeni taze yorumlar beklediğini vurguluyor. [2]İslâm düşüncesindeki bu sorunun ilk müsebbipleri İslâm hukukçuları olarak görülebilir. Belli dönemde oldukça faal olan bu ilmi grubun üyeleri daha sonra fıkhı durağanlaştırarak bi manada İslâm düşüncesini durağanlaştırmışlardır. “Zamanla fıkhımız genişlemesi gerekirken daralmış, daralması gereken yerde genişlememiştir. Tüme varım ve deney yöntemi yüzde yüz Kur’ânî bir yöntemdir. Tümdengelim yöntemini biz maalesef yunan düşüncesinden almışızdır.”[3] Diyen Muhammed Gazali İslâm fıkhının içine düştüğü konumu açıklamaktadır. Ona göre fıkıhtaki yöntem hatası ve bazı konulardaki yeteri açılımların sağlanamamış olması fıkhın dolayısı ile İslâm düşüncesinin kendisini yenileyememesini doğurmuştur. Özellikle XIX yüzyılın sonu ile XX yüzyılın başlarına özellikle Türkiye’de ve diğer İslâm ülkelerinde bir yeniden İslâm düşüncesini teşekkül ettirme ve ihyası hareketleri başlamış bunun neticesinde İslâm modernize edilmesi ve İslâm modernizmi konuları ağırlıklı olarak tartışılmaya başlanmıştır. bu dönemde Avrupa’da ve genel olarak bilim dünyasında aydınlanma ve daha sonraki Pozitivist akımlarda hakim duruma gelen bir rasyonellik anlayışı gelişmiştir. Bu rasyonellik olması gereken yerde durmayarak dinsele el uzatmış vahyin bilgi kaynağı olabileceği inancı ile alay etmiştir. Dini bilimde hiçbir değer görmemiştir. Kapılarını aşkın olana kapatarak onun ahlaki ve estetik değerlerine bile küçümseyerek bakmıştır. Bu haliyle iktisadi, siyasi ve ilmi hayat yön vermiştir. Hakikat ufkunu kendi alanı ile sınırladı. Bu alanın dışındakileri hayal ürünü gayri ilmi akıl dışı vs. şeklinde nitelendirdi.[4]aynı düşünce sistemi İslâm düşüncesi ile de etkileşime girmiştir. İslâm düşünce tarihinin ana kaynaklarından şu veya bu derecede etkilenmiş olan zihinler hakim batı rasyonelliği ile karşılaşınca rahatsızlık hissetmeye başladılar.[5] bu rahatsızlık hem bu rasyonel düşünce tarzının ürettiği parofan düşünce sistemin İslâm düşüncesi ile uyuşmaması hem de diğer önemli bir konu aslında İslâm düşüncesinin o dönemde bu rasyonel düşünce sistemine karşı anti tez niteliğinde bir düşünce üretmekten aciz kalmasıydı.daha sonraki dönemlerde İslâm modernizm ile yüzleşme imkanı bulmuş bazı İslâm mütefekkirleri bundan mümkün olduğu ölçüde istifade ederken bazıları ise buna cephe almıştır. Bugün Müslümanlar arasında İslâm’la modern düşüncenin karşılaşması kadar heyecan ve tartışma yaratan pek az konu vardır. Siyasetten sanata dek pek çok alanı kapsayan bu mevzuu üzerindeki tartışmalar, çoğunlukla meselelerin objektif bir gözle analizini ve soğuk kanlı bir şekilde değerlendirilmesini engelleyen şiddetli tepkilere ve suçlamalara yol açmaktadır. Modernleşmiş Müslümanları yaygın yada moda olan görüşe uyup uymadığına aldırmaksızın gerçeği açıkça söylemekten veya eleştirel değerlendirmelerden alıkoyan modern dünya karşısındaki zafiyet ve aşağılık duygusu yüzünden bütün tartışmalar, adeta felce uğramıştır.[6] özellikle son dönem düşünürlerinden Seyir Hüseyin Nasr şiddetle modernizmin karşısında duran ve Geleneksel İslâm’ı entelektüel bir şekilde savunanların başında gelmektedir. o modernleşmeyi bir nevi çıkmaz olarak görmektedir aslında onun söylemleri ile modernistlerin söylemleri arasında pek fark yok gibidir. Her iki grup da Kur’ân’a ittiba etmeyi temel ilke olarak görmektedir. aralarındaki temel fark bugünkü İslâm düşüncesinin tatbiki noktasındadır. Nasr modernizm hakkında “Modern bizim için gerçekte her şeyi yöneten ve en evrensel anlamda insana vahiy yoluyla bildirilen ebedi ilkelerden ve aşkın olandan koparılan şey anlamını taşımaktadır. Bu nedenle modernizm gelenek’in zıttıdır.”[7] diyor. İslâm modernizmi dinin bir kısmını alıp geri kalanını zamanın şartlerine uydumak demek değildir. sözgelişi, Kur’ân’ın itikadi ve ahlaki ilkelerini esas alıp öteki hükümlerini bir yana bırakan bir düşünce “İslâm” sıfatını alma hakkını o anda yitirir. İslâm modernizmi batıdan alınan bir sistemi, yahut bazı sistemlerin (ilmi, felsefi vs. ) bazı yanlarını alarak onu veya onları İslâm’la veya İslâm’ın bazı yönleri ile birleştirmeye çalışan faaliyetin adı değildir. başka bir deyişle, İslâm modernizminin öteki “eklektik” tutumlarından ayrıldığı önemli noktalar vardır. Yine İslâm modernizmini sıradan bir ihya hareketi olarak görmek, yahut onu batı karşısında oluşan bir tepki faaliyeti olarak değerlendirmek de kesinlikle yanlış olur. Aynı ölçüde bir yanlışlık da onu batıcılığın bir uzantısı, sözcüsü ve temsilcisi gibi ele almaktır.[8] İslâm düşüncesi daha sonra Kur’ân perspektifli bir düşünce sistemini esas almıştır. İslâm modernizminin merkezi tezi şudur temek kaynakları olan Kur’ân ve Sünnete dayandırıldığı, bu kaynaklar ve onların ışığında oluşan top yekun tarihi miras, ilmi ve rasyonel bir süzgeçten geçirilerek anlaşıldığı ve yorumlandığı takdirde İslâm tarihi içtimai gelişme sürecini ortaya çıkardığı değişme hadisesinin doğurduğu problemleri çözmeye, o sürecin altında ezilmeye değil o sürece yön vermeye kadir bir inanç sistemidir. İşte “müslüman modernist” diye adlandırılan kişi bu tezle iki yönlü bir ilişki içindedir. Onun ilmen ve mantıken geçerli olduğunu kanıtlamak ve ulaşılan çözümleri Müslüman’ın ameli hayatının her safhasına intikal ettirmek. İlk ilişki, fikri modernizmin, ikincisi ise sosyal modernizmin alan ve kapsamına işaret ediyor. Sosyal modernizmin alanında önemli bir mesafenin alındığı söylenemez. Pratik meselelerin çözümünde müslümanların İslâm’dan ne ölçüde yararlanabildikleri meydandadır. Fakat fikri modernizmin alanında gözle görülür bir ilerleme olmuştur.[9]İnsan fıtrtının bahşetmiş olduğu Kur’ân’ı pratik anlama yöntemimizde fikri eksiklik bulunmaktadır. Maalesef biz bu pratik anlama yöntemini kaybedeli çok oldu. Alimleri ve İslâm davetçilerini yetiştiren fakülte ve enstitüler İslâm ümmetini içinde bulunduğu açmazdan kurtarmalıdır.[10]Zaman hızla akıp gitmektedir, ve elimizde sabit değişmeyen bir metin bulunmaktadır ve bu metnin değişen zamana ve durumlara tatbiki zorunludur. Sürekli değişen, oluşan ve büyüyen bir alem anlayışını savunan isimlerden biri de İkbal’dir.[11] Kur’ân Her devirde farklı kafa yapılarına ve değişik gönüllere hitap edebilmesi için kuranın esnek bir üslupla nazil olması kaçınılmazdı. Ve böyle de olmuştur. Bu aralarında her türlü farklılığa rağmen herkesin Kur’ân’dan almasını ve onda huzur bulmasını sağlayan bir esnekliktir. Bundan dolayı çağımızda özellikle son elli yılda ilim alanında büyük gelişmeler olmuştur.[12]Özellikle son dönemlerde insan merkezli bir din anlayışı rağbet görmektedir. İkbal Kur’ân’ın dünya görüşünün merkezinde Allah (cc.)-âlem ilişkisi olduğunu varsayar. Alemin merkezinde ise insanın yer aldığı gerçeği üzerinde durur. Nasıl bir uluhiyyet telakkisi içinde olduğumuzu ve bunun Kur’ân’ın bize öğrettiklerine uygun olup olmadığını ve Allah-alem arasındaki ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunu sorgular.[13] Çağdaş bazı araştırmacılar İslâm düşüncesinin temeli kelâm ilminin asıl konusunun Allah’ın zatı değil insanın kendisi olması gerektiğini savunmuşlardır,[14]Kur’ân’a kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşıla bakmamız gerekir. Kur’ân tam bir medeniyet kitabıdır.[15] Kur’ân Allah (cc.)’ın insanlara gönderdiği yegane kurtuluş rehberidir. Allah (cc.)’ın kelamı Kur’ân-ı Kerim her zamana kaynak ve gaye ilham ve rehber olarak İslâmi eğitim ilmin sebebi ve sonucu olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.[16] zaman zaman bazı dönemlerde insanlar kuranın tavsiye ettiği orta yolda, doğru yolda ilerleme tavsiyesine uzak kalmışlardır. Hayatın sırrı dengede; dengeyi bulmakta ve korumakta bu kural iktisadi hayatımız için de, siyasi hayatımız için de, dini hayatımız içinde geçerli. Din hayatının merkezinde öncelikle iman, ibadet, ahlak var; ama onun tamamı bundan ibaret değildir. dinin tefekkür, bilgi, duygu ve aksiyon boyutları vardır ve bunlar birbiri ile ilişkilidir. O kendisini kelamda, felsefede, ahlakta,hukukta, siyasette iktisat dünyasında ifade ettiği gibi mimaride musikide, folklorda, şiirde ve daha onlarca alanda ifade ediyor. Yani din hayatın dokusunun her köşesinde şöyle veya böyle etkilidir.[17] dolayısı ile dinin en önemli temel kaynağı olan kuranı doru şekilde anlama ve yorumlama büyük bir önem arz etmektedir. Maalesef bu modern çağın belki de en önemli meselesidir. Kur’ân’ı anlamak ve hayata tatbik etmek. Günümüzde maalesef Kur’ân’ın bölük pörçük anlaşılması ve yorumlanması faaliyetine maalesef devam edilmektedir. Bundan kurtulmak için İslâm’ı hayata getirilmesi gerekmektedir. Bu günkü sorunlarımıza cevap verecek İslâm Kur’ân ve sünnetin İslâm’ıdır.[18] Çağın çözümlerine de aslında çözüm Kur’ân ve sünnetin İslâm’ıdır. Ancak bunu doğru anlayıp yorumlamamız gerekmektedir. İslâm bundan 14 asır önce indiği topluma kendi şarları ve dönemine göre çözüm önerileri getirmiştir. Ve aynı metinleri doğru bir şeklide yorumlamak sureti ile günümüz problemlerine de cevaplar üretilecektir. Asıl önemli olan Kur’ân’ı tarihsellikten kurtarıp bize ne söylediğini kavrayabilmektir. Bize mesajının ne olduğunu anlayabilmem en önemli meseledir. Bunu yaparken iki aşmalı bir metot takip edilecektir önce Kur’ân’ı indiği döneme götürüp o gün için meseleyi ele alış tarzı ve ne suretle çözüm getirdiği irdelenecek daha sonra tekrar geri dönmek ve çözüm getirmek istediğimiz problemi bu zaviyeden ele almak icap eder. Eğer bir çözüm bulunulabilmişse bunun adı İslâmî çözüm olacaktır. Bulunamamışsa iki ihtimal vardır; ya problemin tesbit ve tayininde, yada Kur’ân’ın anlaşılması ve yorumlanmasında hata edilmiştir. bu takdirde konuyu daha fazla bilgi, daha derin ve sistemli bir düşünmeyle tekrar ele almak için çaba sarf etmek gerekir.[19]Kur’ân’ı anlamada metot olarak Fazlur Rahman’ın metodu en makul metot olarak görülmektedir. Kökleri İslâm tarihinde bulunan yeni metot nihai noktada kaynağını kurana ve sünnetten alan içtimai-ahlaki ilkeler ile onlarla uyum içerisinde başka ilklerin yer aldığı bir yapı ile ilgilidir. Kur’ân ve sünnetin anlaşılması. Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemin sosyo-kültürel yapısını anlamaya doğrudan doğruya alakalı olan bir meseledir. Ayrıca vahyin metafizik boyutu ile içtimai ahlaki boyutunun birlikte mütalaa edilmesi gerekir. Söz gelişi kuranın uluhiyyet, ibadet ve sosyal adalet anlayışı sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Bu iç içeliğin İslâm tarihinde ve günümüzde yeterince dikkate alındığını söylememiz maalesef mümkün değildir. Kur’ân vahyinin anlaşılması zorlaştıran en önemli sebeplerden biri, bir yandan onun metafizik boyutunun –hatta zaman zaman ibadet ve ahlak boyutlarının- özellikle batıncılar tarafından saçmalık derecesine varacak ölçüsüzlük içinde yorumlanmasıdır öte yandan da ruhtan uzak bir lafızcılığın geniş Sünni kitleler hakim olmasıdır.[20]Bugün İslamın doğru anlaşılması ve yorumlanması adına büyük adımlar atılmaktadır ancak “Henüz bir İslâm entelektüalizmi oluşamamıştır.”[21] denebilir.
[1] Ludwing Wittgenstein
[2] Mehmet S. Aydın, İslâm Felsefesi Yazıları, ufuk kitapları İstanbul 2000, s. 155
[3] Muhammed Gazali, Kur’ân’ı anlmada Yöntem,Çev. Emrullah İşler, Şule Yayınları İstanbul 2002,s. 108
[4] Mehmet S. Aydın, İçe Kritik Bakış, iyi adam İstanbul 2000, s. 198
[5] Mehmet S. Aydın, İçe Kritik Bakış, s. 213
[6] Seyyid Hüseyin Nasr, Modern Dünyada Geleneksel İslâm,Çevr. Sera Büyükduru, İnsan yayınları İstanbul 2001, s. 89
[7] Seyyid Hüseyin Nasr, Modern Dünyada Geleneksel İslâm, s. 90
[8] Mehmet S. Aydın, İçe Kritik Bakış, s. 230
[9] Mehmet S. Aydın, İçe Kritik Bakış, s. 232
[10] Muhammed Gazali, a.g.e, s. 69
[11] Mehmet S. Aydın, İslâm Felsefesi Yazıları, s. 155
[12] Muhammed Gazali, a.g.e, s. 225
[13] Mehmet S. Aydın, İslâm Felsefesi Yazıları, s. 155
[14] Y. Şevki Yavuz, “Kelâm”, DİA, XXV, s. 197
[15] Muhammed Gazali, a.g.e,s. 84
[16] Seyyid Hüseyin Nasr, a.g.e, s. 112
[17] Mehmet S. Aydın, Niçin, zaman kitap İstanbul 2002, s. 123
[18] Mehmet S. Aydın, İçe Kritik Bakış, s. 246
[19] Mehmet S. Aydın, a.g.e, s. 249
[20] Mehmet S. Aydın, a.g.e, s. 252
[21] Mehmet S. Aydın, a.g.e, s. 253
Hello world!
Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!
-
Yeni
- ALLAH’IN CAMİLERDEKİ KÜÇÜK MİSAFİRLERİ VE DİN GÖREVLİLERİ…
- Cahiliye dönemi din anlayışı
- MEKTUNUZ VAR!!! (MIYDI?)
- BAŞÖRTÜLÜ BAYANLAR JEEP’E BİNEBİLİR Mİ? YA DA HANGİ ARACA LAYIKTIRLAR.
- ÇANAKKALE’DE UYANMAK….
- HAYAT’IN NİRENGİ NOKTLARI(ında DİN)
- MESEL-Ü A’LÂ (Kelam İlmi üzerine bir değerlendirme)’
- Çocuk Eğitiminde Tedricilik…
- AHLAKİ YOZLAŞMA II.
- AHLAKİ YOZLAŞMA I.
- Hz. Hüseyin; Bir Başkaldırı mı, Hilafet Arzusu mu?
- KÛTU’L-KULÛB (EBU TALİB el-MEKKÎ)
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ekim 2009 (1)
- Mayıs 2009 (1)
- Nisan 2009 (4)
- Mayıs 2008 (5)
- Temmuz 2007 (5)
- Haziran 2007 (27)
- Mayıs 2007 (2)
- Mart 2007 (2)
- Şubat 2007 (4)
-
Kategoriler
- Bahailik
- Bir dünya dini oluşturma projesi
- Bir demet güzellik (Secki yazılar-siirler)
- BİYOGRAFİLER
- Cüneyd Bağdadî
- Düşünceler Düşünce…
- Ebu Talib el-Mekki
- Ehli Sünnet ve Kulların fiileri (ef’âl-i ibâd
- Gönül bahcesinden
- Hariciler
- Harputî
- Hızır Bey
- Kûtu’l-Kulûb
- KELAM KONULARI
- Kelam Problemi olarak “Kadın”
- Literatür-önemli isimleri-eserleri
- Maturidî Literatürü
- Mihrab Dergisi
- Mu’tezile Literatürü
- Mu'tezile
- MZHEPLER TARİHİ
- Selefî Literatürü
- Tahavî
- Uncategorized
- Yahudi Mezhepleri
- Yeni ilmi kelam tanımlası
- Yeni İlm-i Kelam Literatürü
- İbn Tufeyl
- İsiyim
- İslâm Düşüncesinde Yenilik Arayışları
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

